Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2026 Pazartesi

Thebai’nin Yükselişi


Epameinondas'ın Ölümü, Benjamin West, 1773.

MÖ 386 yılında imzalanan Antialkidas Barışı’nın ardından Spartalılar, Boiotia kentlerini Thebai’dan ayırarak bölgedeki baskılarını artırmış ve birkaç yıl sonra Thebai kalesine bir garnizon yerleştirerek kenti denetim altına almışlardır. Ancak MÖ 378’de kaleyi yeniden ele geçiren Thebailılar, bağımsızlık mücadelelerini kısa sürede büyük bir askerî güce dönüştürmeyi başarmışlardır. Bu sürecin dönüm noktası ise MÖ 371 yılındaki ünlü Leuktra Savaşı olmuştur. Deneyimli ve zeki komutan Epameinondas ile Pelopidas önderliğindeki Thebai ordusu, geleneksel savaş düzeninin dışına çıkarak yeni bir taktik uygulamıştır. Bu radikal değişiklik sayesinde Sparta ordusu ağır bir bozguna uğratılmış, Orta Yunanistan üzerindeki baskısı sona erdirilmiş ve Spartalıların Peloponnesos Savaşı’ndan beri sürdürdükleri hegemonyaları tamamen yıkılmıştır.

Leuktra’daki tarihî zafer, Yunan anakarasındaki güç dengelerini derinden sarsarak Peloponnesos Birliği üyelerinin Sparta’ya olan güvenini yıkmış ve Thebai’ye muazzam bir prestij kazandırmıştır. Komutan Epameinondas önderliğinde Peloponnesos’a akınlar düzenleyen Thebai, Sparta’yı kendi topraklarında zayıflatırken, aynı zamanda Tesalya tiranı İason gibi bölgede egemenlik kurmak isteyen diğer hırslı güçlerin de önünü kesmiştir. MÖ 4. yüzyılın başlarında sürekli değişen ittifaklar ağında Thebai, gücünü, taktiksel üstünlüğünü ve siyasi nüfuzunu genişleterek dönemin en baskın gücü haline gelmiştir. Bu durum, eski amansız düşmanlar olan Sparta ve Atina’nın dahi MÖ 362’de Thebai tehdidine karşı geçici bir ittifak kurmasını zorunlu kılmıştır.

MÖ 362 yılında gerçekleşen Mantineia Savaşı’nda Thebai ordusu Sparta ve Atina ittifakına karşı sahada galip gelmeyi başarsa da, bu zafer büyük bir kayıpla sonuçlanmıştır. Askerî dehasıyla Thebai’yi zirveye taşıyan Epameinondas’ın savaşta aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybetmesi ve yerini dolduracak güvenilir bir liderin bulunamaması kentin kaderini belirlemiştir. Savaş kazanılmış ancak başarılı liderin kaybıyla hegemonya mücadelesi sona ermiştir. Bu kaybın ardından yaklaşık 25 yıllık parlak dönemini yitiren Thebai sıradan bir kent-devletine dönüşürken; Ksenophon’un da vurguladığı gibi Yunanistan genelinde eskisinden çok daha büyük bir kargaşa hâkim olmuştur. Kent-devletlerinin birbiriyle girdiği bu bitmek bilmeyen çekişmeler, ilerleyen yıllarda kuzeydeki yeni bir gücün —Makedonya Krallığı’nın— yükselişine zemin hazırlamıştır.

Kaynaklar

Kaya, M. (2022). Ege ve Eski Yunan Tarihi II: Klasik ve Hellenistik Çağlar. Bilge Kültür Sanat Yayınları.

Ksenophon. (1999). Yunan Tarihi (Hellenika) (S. Sinanoğlu, Çev.). Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Martin, T. R. (2014). Eski Yunan: Tarihöncesinden Helenistik Çağ’a (Ü. H. Yolsal, Çev.). Say Yayınları.

Tekin, O. (2015). Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş. İletişim Yayınları.

18 Ekim 2026 Pazar

Korinthos Savaşı


MÖ 390 civarına tarihlenen Thorikoslu Deksileos’un mezar steli (Kerameikos, Atina). Eser, Korinthos Savaşı’nda (MÖ 394) 20 yaşında şehit düşen Atinalı süvari Deksileos’u, bir düşman hoplitesini alt ederken tasvir eder (Fotoğraf: Tilemahos Efthimiadis, Wikimedia Commons, CC BY 2.0).


Korinthos Savaşı (MÖ 395-386), Sparta'nın Yunan coğrafyası ve Anadolu üzerindeki yayılmacı ve saldırgan politikalarına bir tepki olarak patlak vermiştir. General Lysandros ve Kral Agesilaos komutasındaki Sparta'nın kendi çıkarlarını tehdit ettiğini gören Atina, Boiotia (en güçlü kenti Thebai olan), Korinthos ve Argos kent-devletleri, Sparta'ya karşı dörtlü bir koalisyon kurmuşlardır. Savaş boyunca askeri ve siyasi açıdan dalgalı bir süreç yaşanmış; MÖ 395'teki Haliartos Savaşı'nda Spartalılar yenilgiye uğrayıp komutanları Lysandros hayatını kaybederken, MÖ 394'te Koroneia'da Agesilaos yönetimindeki Sparta ordusu koalisyon güçlerini mağlup etmiştir. Aynı dönemde Pers donanmasını yöneten Atinalı Konon'un Knidos açıklarında Sparta donanmasını ağır bir yenilgiye uğratması, Atina'ya dönerek Peiraieus (Pire) limanı ile kent arasındaki uzun sur duvarlarını yeniden inşa ettirmesini sağlamıştır.

Savaşın seyrini ve kaderini belirleyen en kritik unsur ise Perslerin değişken dış politikası olmuştur. Savaşın başında Sparta karşıtı olup Atina ve müttefiklerinin yanında yer alan Pers Kralı II. Artakserkses, müttefiklerin barışçıl bir uzlaşı yerine güç dengesini kendi lehlerine çevirme çabalarından rahatsız olmuştur. Atina ile Perslerin arası bozulunca Spartalı Komutan Antialkidas (Antalkidas), Perslerle yeniden yakınlaşarak Hellespontos’u kapatmış ve Atina koalisyonunu barışa zorlamıştır. Böylece MÖ 386 yılında tarihe "Antialkidas Barışı" veya "Kral Barışı" olarak geçen antlaşma imzalanarak Korinthos Savaşı sona ermiştir.

Yapılan barış antlaşmasıyla Pers Kralı; Asya'daki kentler ile Klazomenai ve Kıbrıs gibi adalar üzerindeki egemenliğini ilan etmiş, Lemnos, Imbros ve Skyros dışındaki diğer Yunan kentlerinin bağımsız kalacağını kabul etmiştir. Sparta, Yunanistan'daki eylemlerini Pers müdahalesi olmaksızın sürdürebilmek adına, öteden beri savunduğu "Yunan özgürlüğünün hamisi" olma iddiasından vazgeçerek Anadolu'daki Yunan kent-devletlerini Pers denetimine terk etmiştir. Sonuç olarak bu barış, Anadolu Yunanlarını MÖ 490-479 Pers Savaşları öncesindeki bağımlı konumlarına geri döndürmüş; savaştan Sparta yalnızca yüzeysel bir prestij kazanırken, mücadelenin asıl galibi jeopolitik üstünlüğünü pekiştiren Persler olmuştur.

Kaynaklar

Kaya, M. (2022). Ege ve Eski Yunan Tarihi II: Klasik ve Hellenistik Çağlar. Bilge Kültür Sanat Yayınları.

Ksenophon. (1999). Yunan Tarihi (Hellenika) (S. Sinanoğlu, Çev.). Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Martin, T. R. (2014). Eski Yunan: Tarihöncesinden Helenistik Çağ’a (Ü. H. Yolsal, Çev.). Say Yayınları.

Tekin, O. (2015). Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş. İletişim Yayınları.

16 Ekim 2026 Cuma

Otuzlar Yönetimi


Otuzlar Yönetimi
Munykhia Savaşı'nı tasvir eden temsili bir görsel.

Eski Yunan tarihinin en karanlık ve kanlı dönemlerinden biri olan Otuzlar Yönetimi (veya Otuz Tiran), MÖ 404 yılında Peloponnesos Savaşı'nın sona ermesinin ardından kurulmuştur. Atina'nın Sparta karşısında aldığı ağır mağlubiyet, kentteki köklü demokrasi geleneklerinin askıya alınmasına ve yerine Sparta destekli bir oligarşinin getirilmesine zemin hazırladı. Yönetimin kurucuları arasında daha ılımlı bir anayasal düzeni savunan Theramenes ile sert ve acımasız bir rejimi hedefleyen Kritias gibi zıt figürler yer alıyordu; ancak kısa sürede Kritias ve radikal kanat yönetimi ele geçirdi. Demokrasiyi yeniden inşa etme vaadiyle iş başına gelen bu grup, çok geçmeden muhalifleri susturan despotik bir cunta yönetimine dönüştü.

Otuz Tiran'ın sekiz ay süren iktidarı, terör, mülksüzleştirme ve yargısız infazlarla hafızalara kazındı. Kendilerine muhalif gördükleri demokrat önderleri, zengin yabancıları (metoikos) ve rejimi eleştiren yurttaşları sistemli bir şekilde hedef aldılar. Bu saldırılardan kendi içlerindeki bazı ılımlı isimler de payını aldı. Baskı politikalarına ve hukuksuz infazlara karşı çıkan Theramenes, Kritias tarafından vatan hainliğiyle suçlanarak koruma listesinden çıkarıldı ve baldıran zehri içirilerek idam edildi. Otuzların amacı sadece siyasi rakipleri elemine etmek değil, aynı zamanda idam edilen kişilerin servetlerine el koyarak rejimi finanse etmekti. Bu süreçte yaklaşık 1.500 Atinalının katledildiği ve binlercesinin sürgüne gönderildiği tahmin edilmektedir.

Zulmün tırmanması üzerine Atinalı demokratlar, Thrasyboulos liderliğinde sürgünde örgütlenerek silahlı bir direniş başlattılar. MÖ 403 yılında Piraeus (Pire) Limanı yakınlarında gerçekleşen Munykhia (Munikya) Savaşı'nda tiranların ordusunu mağlup eden demokratlar, Kritias'ın da bu savaşta ölmesiyle oligarşik yönetimi çökertti. İç savaşın ardından toplumsal barışı sağlamak adına genel af ilan edildi ve Atina'da demokrasinin yeniden tesis edilme süreci başladı. Otuzlar Yönetimi dönemi, Atina'da demokrasiyi kesintiye uğratsa da Atinalıların özgürlüklerine ve halk iradesine bağlılığını gözler önüne seren önemli bir süreç olmuştur.

Kaynaklar

Aristoteles. (2013). Atinalıların Devleti (A. Çokona, Çev.). Türkiye İş Bankası Yayınları.

Kaya, M. (2022). Ege ve Eski Yunan Tarihi II: Klasik ve Hellenistik Çağlar. Bilge Kültür Sanat Yayınları.

Ksenophon. (1999). Yunan Tarihi (Hellenika) (S. Sinanoğlu, Çev.). Türk Tarih Kurumu.

Pomeroy, S. B., Burstein, S. M., Donlan, W., Roberts, J. T., & Tandy, D. W. (2020). Antik Yunan’ın Kısa Tarihi: Siyaset, Toplum ve Kültür (O. Yarlıgaş, Çev.). Alfa Yayınları.

Rhodes, P. J. (2019). Antik Yunan'ın Kısa Tarihi (C. Atay, Çev.). İletişim Yayınları.

15 Ekim 2026 Perşembe

Trireme


Bir trireme filosunu gösteren temsili bir görsel.

Antik dönemin en etkili ve yıkıcı savaş gemilerinden biri olan trireme (Yun. triērēs), gövdesinin her iki yanında üçer sıra halinde dizilmiş kürekçi düzeniyle deniz savaşlarında son derece etkili olmuştur. Daha önceki biremelere dayanarak ilk olarak Fenikeliler tarafından icat edildiği düşünülen triremeleri Eski Yunan'da ilk benimseyenler MÖ 700 civarında Korinthoslular olmuşlardır. Fakat buna rağmen Ege'de hakimiyet kuracak güçte bir filo inşa edenler gümüş madenlerinden elde ettiği zenginlik sayesinde Atinalılar olmuş; bu şekilde MÖ. 5. yüzyılda Eski Yunan'ın en büyük deniz gücünü meydana getirmişlerdir.

Trireme’in üstün manevra kabiliyeti ve hızı, olağanüstü mühendislik detaylarına ve hafif yapısına dayanıyordu. Yaklaşık 37 metre uzunluğunda, 5,5-6 metre genişliğinde ve 40–50 ton ağırlığında olan bu gemiler, çam, köknar ve servi gibi hafif yumuşak ağaçlardan inşa ediliyordu. Geminin her iki tarafında üç kademede (thranoi, zygoi ve thalamoi) konumlandırılmış toplam 170 ila 180 kürekçi bulunuyordu. Dış kaplamasında uygulanan reçine, zift ve balmumu karışımı sürtünmeyi en aza indirirken, tekneye Homeros metinlerinde sıkça geçen o karakteristik siyah görünümünü kazandırıyordu. Kısa süreli hücumlarda 9-10 deniz mili (yaklaşık 16–18 km/s) gibi yüksek hızlara ulaşabilen gemiler, kendi uzunluklarının sadece iki katı bir alanda 360 derece dönebilme yeteneğine sahipti. Su emilimi nedeniyle ağırlaşmaması için geceleri kıyıya çekilip korunaklı barınaklarda kurutulan triremeler, uzun seyirlerde ise papirüs veya ketenden yapılmış kare yelkenlerini kullanıyordu.

Deniz muharebelerinde trireme’in temel hücum silahı, pruvasında yer alan ve su hizasında veya hemen altında uzanan bronz kaplama koçbaşıydı (embolon). Düşman gemilerinin ince ahşap gövdelerini delip batırmak veya işlevsiz bırakmak amacıyla tasarlanan bu koçbaşının yanı sıra, güvertede görev yapan hoplitesler ve okçular da bordalama harekatlarında hayati rol oynuyordu. İçerisinde geniş yiyecek ve su depolama alanı bulunmayan ve mürettebatı büyük oranda kıyıya bağımlı olan triremeler, genellikle karaya yakın sularda çatışmaya girmiştir. MÖ 4. yüzyılın sonlarına doğru güverte askerlerinin önem kazanması ve daha ağır, çok sıralı savaş gemilerinin ortaya çıkmasıyla triremeler kademeli olarak birincil rollerini kaybetmiş, ancak antik çağın en etkili deniz mühendisliği başarılarından biri olarak tarihteki yerini almıştır.

Kaynaklar

Britannica. Trireme.

Wikipedia. Trireme.

World History Encyclopedia. Trireme.

14 Ekim 2026 Çarşamba

Kartaca Savaşları


Kartaca İmparatorluğu'nun çöküşü, J.M.W. Turner, 1817.

Kartaca Savaşları (Romalıların Kartacalılara "Poeni" demesinden ötürü Pön Savaşları olarak da bilinir), MÖ 264 ile MÖ 146 yılları arasında Antik Akdeniz’in iki büyük gücü olan Roma Cumhuriyeti ile Kartaca Devleti arasında gerçekleşmiştir. Batı Akdeniz ticaretini ve deniz yollarını elinde tutan köklü Kuzey Afrika şehri Kartaca ile İtalya Yarımadası’ndaki hakimiyetini tamamlayıp gözünü deniz aşırı topraklara diken yükselen güç Roma’nın karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz bir hesaplaşmayı beraberinde getirmiştir. Yaklaşık bir asır süren bu çetin mücadele, yalnızca iki devletin sınırlarını çizmekle kalmamış, antik dünyanın güç dengesini ve Batı uygarlığının tarihsel seyrini kökten değiştirmiştir.

Birinci Pön Savaşı (MÖ 264 – MÖ 241)

İlk savaş, İtalya ile Kuzey Afrika arasında stratejik bir geçiş noktası ve zengin bir ticaret merkezi olan Sicilya Adası üzerindeki hakimiyet mücadelesiyle başladı. MÖ 3. yüzyılın ortalarında Sicilya, iki güç arasında doğal bir tampon bölge konumundaydı. Messana (Messina) şehrini ele geçiren Mamertinler adlı paralı asker grubunun, bölgedeki Syrakusai Krallığı’nın baskısı karşısında hem Kartaca hem de Roma’dan yardım istemesi krizi tırmandırdı. Kartaca’nın Sicilya’daki varlığını kendi güvenliğine ve ticari çıkarlarına doğrudan bir tehdit olarak gören Roma Senatosu, adaya müdahale kararı aldı ve bu durum iki devleti adada karşı karşıya getirdi. Savaşın başında Roma karada güçlü bir orduya sahipken, Kartaca denizcilikte tartışmasız bir üstünlüğe sahipti. Ancak Romalılar, ele geçirdikleri bir Kartaca batığını kopyalayarak kısa sürede devasa bir donanma inşa etti. Karadaki askeri güçlerini denize yansıtmak amacıyla gemilerine "corvus" (karga) adı verilen, düşman gemisine kancalanıp piyadelerin karşıya geçmesini sağlayan hareketli köprüler eklediler. Bu taktiksel yenilik sayesinde Mylae ve Eknomos gibi büyük deniz muharebelerinde Kartaca’yı mağlup etmeyi başardılar. Yirmi yılı aşkın süren yıpratıcı çatışmaların ardından MÖ 241’de Aegat Adaları Muharebesi'ni kazanan Roma, savaşı kesin bir zaferle noktaladı. Antlaşma uyarınca Kartaca, Sicilya üzerindeki tüm haklarından vazgeçti ve ağır savaş tazminatları ödemeyi kabul etti. Roma böylece Sicilya’yı ele geçirerek ilk deniz aşırı eyaletini kurdu; kısa süre sonra Kartaca’nın iç karışıklıklarından yararlanarak Korsika ve Sardinya adalarını da topraklarına kattı.

İkinci Pön Savaşı (MÖ 218 – MÖ 201)

Toprak kayıplarını ve ekonomik çöküşü telafi etmek isteyen Kartaca, İber Yarımadası’nda (İspanya) maden açısından zengin yeni bir hakimiyet alanı kurdu. Kartacalı efsanevi komutan Hannibal Barca, MÖ 219’da Roma’nın müttefiki olan Saguntum kentini kuşatarak ikinci savaşı başlattı. Roma’nın deniz üstünlüğünü bilen Hannibal, orduyu, süvarileri ve savaş fillerini geçilmesi imkânsız görülen Alpler üzerinden İtalya’ya hareket ettirerek tarihin en cüretkar askeri hamlelerinden birini yaptı. İtalya'ya ayak basar basmaz MÖ 218’deki Trebia Muharebesi’nde ve MÖ 217’deki Trasimene Gölü Muharebesi’nde Roma ordularını ağır bozguna uğratan Hannibal, MÖ 216’daki Cannae Muharebesi’nde uyguladığı çifte kuşatma (hilal taktiği) ile Roma ordusuna çok ağır bir darbe vurdu ve 15 yıl boyunca İtalya topraklarında yenilmeden kaldı. Roma ise komutan Fabius’un uyguladığı yıpratma stratejisiyle (Fabian Stratejisi) Hannibal ile doğrudan meydan muharebesinden kaçındı. Savaşın seyrini değiştiren hamle, Romalı komutan Scipio Africanus’tan geldi; Scipio doğrudan Kuzey Afrika’ya çıkartma yaparak Kartaca’yı tehdit etti. Şehrini korumak için İtalya’dan dönmek zorunda kalan Hannibal, MÖ 202’deki Zama Muharebesi’nde Scipio karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Bu mağlubiyetle Kartaca süper güç statüsünü tamamen kaybetti; İspanya’yı kaybetti, donanması sembolik bir seviyeye indirildi ve Roma’nın izni olmadan savaş açması yasaklandı.

Üçüncü Pön Savaşı (MÖ 149 – MÖ 146)

Askeri varlığı son bulsa da Kartaca, ticari kabiliyetleri sayesinde kısa sürede ekonomik olarak yeniden toparlandı ve tazminatlarını ödedi. Kartaca’nın bu hızlı zenginleşmesi Roma Senatosu’nda büyük bir endişe yarattı. Senatör Cato liderliğindeki şahin kanat, her konuşmasını "Kartaca yıkılmalıdır!" (Carthago delenda est) sözüyle bitirerek kamuoyunu savaşa hazırladı. Komşu Numidya Krallığı’nın saldırılarına karşı Kartaca’nın Roma’dan izinsiz silahlanması, aranan savaş bahanesini verdi. Roma, Kartacalılardan şehirlerini terk edip denizden uzak bir iç bölgeye taşınmalarını talep etti. Bu ağır şartı reddeden halk, kadınların saçlarından mancınık ipi yapacak kadar kararlı ve umutsuz bir savunmaya girişti. Scipio Aemilianus komutasındaki Roma ordusu, şehri üç yıl boyunca kuşattı. MÖ 146’da surların aşılmasıyla altı gün altı gece süren kanlı sokak çatışmaları yaşandı. Sonunda şehir tamamen yakılıp yıkıldı, binaları dümdüz edildi ve hayatta kalan yaklaşık 50.000 Kartacalı köleleştirildi. Kartaca toprakları, Roma’nın "Afrika" eyaleti adıyla doğrudan imparatorluğa bağlandı.

Sonuç

Sonuç olarak Kartaca Savaşları, Roma’nın bölgesel bir güçten tüm Akdeniz havzasına hükmeden devasa bir imparatorluğa dönüşme sürecini başlatmıştır. Ticaret yollarının, askeri stratejilerin ve siyasi nüfuzun tamamen Roma lehine değiştiği bu süreç, Kartaca uygarlığının tarih sahnesinden silinmesine yol açmıştır. Romalıların bu savaşlarda geliştirdiği askeri organizasyon ve lojistik kabiliyetler, sonraki yüzyıllarda kuracakları devasa imparatorluğun temellerini oluşturmuştur.

Kaynaklar

Boatwright, M. T. - D. J. Gargola, R. J.A. Talbert, N. Lenski. (2022). Romalıların Kısa Tarihi (İ. Kısacık, Çev.). Say Yayınları.

Faulkner, N. (2015). Roma Kartalların İmparatorluğu (Ç. Sümer, Çev.). Yordam Kitap.

Martin, T. R. (2014). Antik Roma: Romulus'tan Justinianos'a (S. Özgüler, Çev.). Say Yayınları.

Tekin, O. (2015). Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş. İletişim Yayınları.

Titus Livius - Ab Urbe Condita (Roma Tarihi).

12 Ekim 2026 Pazartesi

Arkhon


Eski Yunan
Eski Yunan'da bir Arkhon'u tasvir eden temsili bir görsel.

Sözlük anlamı “lider” veya “yönetici” olan arkhon, Eski Yunan kent devletlerinin birçoğunda en üst düzey siyasi ve idari makamı ifade eden bir unvandı. Makamın gelişim süreci, krallıkların yerini aristokratik yönetimlere bırakmasıyla başladı. Özellikle Atina’da ilk zamanlar hayat boyu hizmet etmek üzere doğuştan soylular (eupatridai) arasından seçilen arkhonlar, zamanla 10 yıllık görev süreleriyle sınırlandırılmış; MÖ 682/1 civarında ise yıllık olarak atanmaya başlanmıştır. Siyasi yapının zamanla demokratikleşmesi ve reformlar geçirmesiyle birlikte bu makama erişim hakkı da genişlemiştir. Başlangıçta sadece en üst düzey mülk ve zenginlik sınıflarına açık olan bu görev, Solon reformları ve sonraki süreçte kademeli olarak alt sınıflara da tanınmış, MÖ 5. yüzyıla gelindiğinde yetkililer artık seçim yerine büyük oranda kura yöntemiyle belirlenir hale gelmiştir.

Atina yönetiminde yürütme, askeri ve dini sorumluluklar zamanla dokuz kişilik bir arkhonlar kuruluna devredilmiştir. Bu kurulun en kıdemli üç üyesi; devletin dini işlerini ve cinayet davalarını yürüten basileus (kral), yabancılarla ilgili hukuk süreçlerini üstlenen ve askeri komutanlık yapan polemarkhos (savaş lideri) ve sivil/idari işlerin başı olan arkhon eponymos idi. Bunlara ek olarak, yargı sistemini düzenlemekle görevli altı thesmothetai (yasa koyucu) yetkili bulunmaktaydı. Görev yaptığı yıla adını veren eponymos, mülkiyet ve miras davalarını bakmanın yanı sıra takvimin kendi ismiyle anılmasını sağladığı için prestijli bir konuma sahipti. Atina'da bir yurttaş hayatı boyunca yalnızca bir kez arkhon olabiliyor; görevini eksiksiz ve yüz akıyla tamamladıktan sonra ise ömür boyu yargı organı olan Areopagos üyesi olma hakkı kazanıyordu.

Zaman içerisinde kentin idari yapısında yaşanan değişimler arkhonluk makamının niteliğini de dönüştürmüştür. MÖ 5. yüzyılda yürütme ve askeri alanlardaki gerçek güç, seçimle işbaşına gelen 10 genel komutana (strategoi) kaymış, böylece arkhonların yetkileri sınırlandırılmıştır. Askeri komutanlığını kaybeden polemarkhos ile birlikte diğer arkhonlar, daha çok dini törenlerin düzenlenmesi ve adli süreçlerin yürütülmesiyle sınırlı rutin kamu görevlilerine dönüşmüşlerdir. Artık kendi başlarına karar vermek yerine, mahkemeler öncesinde ön inceleme (anakrisis) yapan ve jürili mahkemelere başkanlık eden birer yargı memuru rolünü üstlenmişlerdir. Atina modelinin başarısı ve etkisiyle arkhonluk kurumu, Delphoi'den Ege adalarına ve Helenistik dönemde Anadolu'ya kadar Eski Yunan coğrafyasının geneline yayılmıştır.

Kaynaklar

Britannica. Archon.

Hornblower, S., & Spawforth, A. (1999). The Oxford classical dictionary. Oxford University Press.

Sacks, D. (1995). Encyclopedia of the Ancient Greek World. Facts On File.

9 Ekim 2026 Cuma

Karanlık Çağ


Protogeometrik Amphora
Protogeometrik Amphora (MÖ yak. 975-950, Atina), fotoğraf: Marie-Lan Nguyen, Wikimedia Commons, CC BY 2.5

Eski Yunan'ın Karanlık Çağı – Yunan Orta Çağı (yak. MÖ 1200-800), Miken Uygarlığı'nın görkemli saraylarının yıkılması ve Lineer B yazısının tamamen ortadan kaybolmasıyla başlayan, Ege dünyasının en gizemli ve dönüştürücü dönemlerinden biridir. Tunç Çağı'nın sonundaki bu ani çöküş; iklim krizleri, kıtlıklar ve iç çatışmaların yanı sıra Doğu Akdeniz'i kasıp kavuran Deniz Kavimleri istilalarıyla tetiklenmiş ve bölge halklarını yüzyıllar sürecek bir izolasyon dönemine itmiştir. Büyük kent merkezlerinin terk edilmesi ve anıtsal mimarinin durması, dönemin uzun süre bir "kültürel gerileme" olarak nitelendirilmesine yol açsa da aslında bu süreç, eski Yunan coğrafyasında radikal bir toplumsal ve teknolojik kabuk değiştirme evresiydi.

"Karanlık" olarak adlandırılmasının temel nedeni, döneme dair yazılı belgelerin yokluğundan kaynaklanan bilgi eksikliğidir; ancak arkeolojik bulgular bu dönemin zannedildiği kadar pasif geçmediğini gösterir. Tunç tedarik zincirlerinin kopması, bölge insanını yerel demir madenlerini işlemeye ve dönüştürmeye zorlamış; böylece Ege coğrafyası hızla Demir Çağı'na geçiş yapmıştır. Sanat ve seramikte Miken tarzı figüratif süslemelerin yerini Protogeometrik Dönem (MÖ yak. 1050-900) ve Geometrik Dönem (MÖ yak. 900-700) olarak adlandırılan evrelerdeki soyut ve geometrik desenler alırken, geniş toprakları yöneten merkezi krallıklar yerini daha küçük, özerk köy topluluklarına ve yerel şefliklere (basileus) bırakmıştır.

Bu uzun sessizlik ve yeniden yapılanma dönemi, MÖ 8. yüzyıla doğru Ege dünyasını kökten değiştirecek iki büyük devrimle sona ermiştir. Sözlü gelenek sayesinde kuşaktan kuşağa aktarılan mitler ve destanlar, İlias (İlyada) ve Odysseia ile ölümsüzleşirken; Fenike alfabesinden uyarlanan yeni Yunan alfabesi okuryazarlığı geniş kitlelere yaymıştır. Saray bürokrasisinden ve mutlak krallıklardan kurtulan topluluk yapısı, Klasik Yunan medeniyetinin, demokrasinin ve felsefenin beşiği olacak olan "Polis" (şehir devleti) modelinin doğuşuna zemin hazırlamıştır.

Okuma Önerileri

Kaya, M. (2016). Ege ve Eski Yunan Tarihi I: Tarih Öncesi Çağlardan Klasik Çağa Kadar. Bilge Kültür Sanat Yayınları.

Martin, T. R. (2014). Eski Yunan: Tarihöncesinden Helenistik Çağ’a (Ü. H. Yolsal, Çev.). Say Yayınları.

Pomeroy, S. B., Burstein, S. M., Donlan, W., Roberts, J. T., & Tandy, D. W. (2020). Antik Yunan’ın Kısa Tarihi: Siyaset, Toplum ve Kültür (O. Yarlıgaş, Çev.). Alfa Yayınları.

Tekin, O. (2015). Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş. İletişim Yayınları.

3 Ekim 2026 Cumartesi

Consul


Eski Roma
Eski Roma consul'lerini tasvir eden temsili bir görsel.

Roma Cumhuriyeti’nin kurulduğu MÖ 510 yılından itibaren krallık makamının yerini alan consul’lük, devletin en yüksek sivil ve askeri idari yetkisini (imperium) temsil eden bir magistratlıktı. Comitia Centuriata tarafından bir yıllık süre için seçilen ve eşit yetkilere sahip iki consul (konsül), hem Senatus’a başkanlık eder hem de Roma ordularının komutanlığını yürütürdü. Gücün tek bir elde toplanmasını önlemek amacıyla geliştirilen meslektaşlık (collegialitas) ilkesi uyarınca, consul’ler yönetimi aylık dönüşümlerle üstlenir ve birbirlerinin kararlarını veto (intercessio) edebilirdi. Giydikleri erguvan kenarlı toga praetexta, oturdukları fildişi sella curulis iskemlesi ve önlerinde yürüyerek güç ile yargı yetkisini simgeleyen fasces (balta demeti) taşıyan 12 lictor, onların toplum içindeki saygınlığını ve mutlak otoritesini simgelerdi. Zamanla praetor ve censor gibi yeni makamların açılmasıyla kent içi yargı ile nüfus sayımı yetkileri devredilmiş olsa da consul'ler, görev süreleri sonunda halka hesap vermekle yükümlü biçimde cumhuriyetin en itibarlı liderleri olmayı sürdürdü.

Gerek MÖ 1. yüzyıldaki iç savaşlar gerekse Augustus ile başlayan İmparatorluk dönemi, consul’lük makamının siyasi ağırlığında köklü değişiklere yol açtı. Augustus’un cumhuriyetçi görünümü koruma politikası kapsamında consul’lük varlığını sürdürse de gerçek idari ve askeri güç imparatorların eline geçti; aday belirleme yetkisi imparatora devredilerek seçimler sembolik hale geldi. Yıla adını veren asıl üyelerin (consules ordinarii) yanında, yılın geri kalanında görev yapan yedek consul’lerin (consules suffecti) sayıca artması, makamın fiili nüfuzunu zayıflatırken prestij yönünü ön plana çıkardı. İmparatorlar, yakınlarını, hatta küçük yaştaki aile üyelerini bu makama atayarak consul’lüğü bir onur unvanına dönüştürdü. Siyasi işlevini yitirmesine rağmen görkemli oyunlara (ludi) ve festivallere başkanlık etme yetkisini koruyan bu tarihi makam, Roma dünyasındaki yüksek prestijini İmparatorluğun son dönemlerine ve Doğu-Batı olarak ayrılışına kadar muhafaza etti.

Kaynaklar

Bunson, M. (2002). Encyclopedia of the Roman Empire. Facts On File.

Hornblower, S., & Spawforth, A. (1999). The Oxford classical dictionary. Oxford University Press.

Tekin, O. (2015). Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş. İletişim Yayınları.

28 Eylül 2026 Pazartesi

Periandros


Tiran
Periandros, fotoğraf: Jastrow, Kamu Malı (Public Domain).

Korinthos’un ikinci tiranı ve Eski Yunan'ın en tartışmalı siyasi figürlerinden biri olan Periandros (MÖ 625 – 585), babası Kypselos’tan devraldığı yönetimi hem büyük bir ekonomik güç hem de otokratik bir baskı rejimiyle sürdürmüştür. Mısır ile kurduğu yakın ticari ilişkileri, ailesinden birine Mısır kökenli "Psammetikhos" adını verecek kadar ileri taşıyan Periandros, Ege ve Kuzeybatı Yunanistan’da nüfuzunu genişletmiştir. Bu doğrultuda Apollonia, Epidamnos ve Khalkidike bölgesindeki tek Korinthos sömürgesi olan Potidaia’yı kurmuş; deniz ticaretini güvenli kılmak adına korsanlıkla mücadele edip güçlü bir savaş donanması inşa etmiştir. Saron Körfezi ile Korinthos Körfezi arasındaki dar kıstakta gemilerin karadan taşınmasını sağlayan raylı taş yol "Diolkos"u inşa ettirerek ve kentin liman altyapısını güçlendirerek Korinthos’u Akdeniz’in en müreffeh ticaret merkezine dönüştürmüştür.

Ekonomik ve ticari atılımların yanı sıra kentsel ve kültürel alanda da Korinthos onun döneminde altın çağını yaşamıştır. İmal edilen ünlü renkli Korinthos seramikleri tüm Akdeniz pazarına hakim olurken, heybetli Apollon Tapınağı gibi anıtsal mimari projeler Dor düzeninin gelişimini tetiklemiştir. Felsefe, sanat ve edebiyata büyük ilgi duyan Periandros, mitoslara konu olan ünlü şair Arion gibi isimleri sarayında ağırlamıştır. Toplumsal tabanda zenginliğin belirli ellerde toplanmasını engellemek adına toprak mülkiyetine sınırlamalar getirmiş, köylü ile fakir halk lehine düzenlemeler yapmış ve idari harçlar yoluyla şehir bütçesini sürekli canlı tutmuştur.

Ancak bu parlak kültürel ve ekonomik tablo, Periandros’un kişisel hayatındaki ve yönetim anlayışındaki aşırı gaddarlıkla gölgelenmiştir. Gücünü korumak için muhafız birlikleri kuran ve Miletoslu Thrasybulos’un "en yüksek başakları biçme" tavsiyesini uygulayarak potansiyel rakiplerini tek tek yok eden Periandros, halk gözünde merhametsiz bir figüre dönüşmüştür. Öfke krizinde hamile karısı Melissa’yı öldürmesi, ardından kadınların giysilerini onun ruhu için yaktırması ve oğlunun öldürülmesine karşılık Korkyra’dan (Korfu) 300 soylu çocuğu kısırlaştırılmak üzere Lidya’ya göndermesi gibi olaylar onun acımasız imajını pekiştirmiştir. Yaşlandığında arkasında yıpranmış bir rejim bırakarak ölen Periandros’un ardından, ardılı Psammetikhos ancak birkaç yıl iktidarda kalabilmiş ve Korinthos’taki tiranlık dönemi yerini temsilcilerden oluşan ılımlı bir oligarşiye bırakmıştır.

Kaynaklar

Herodotos. (2016). Tarih (M. Ökmen, Çev.). Türkiye İş Bankası Yayınları.

Hornblower, S., & Spawforth, A. (1999). The Oxford classical dictionary. Oxford University Press.

Kaya, M. (2016). Ege ve Eski Yunan Tarihi I: Tarih Öncesi Çağlardan Klasik Çağa Kadar. Bilge Kültür Sanat Yayınları.

Martin, T. R. (2014). Eski Yunan Tarihöncesinden Helenistik Çağ’a (Ü. H. Yolsal, Çev.). Say Yayınları.

Sacks, D. (1995). Encyclopedia of the Ancient Greek World. Facts On File.

23 Eylül 2026 Çarşamba

Pyrrhos Savaşları


Pyrrhos Savaşlarını tasvir eden temsili bir görsel.

Pyrrhos Savaşları (MÖ 280-275), Hellen dünyası ile yükselmekte olan Roma Cumhuriyeti’nin tarihte ilk kez doğrudan karşı karşıya geldiği, Akdeniz’in askeri ve siyasi güç dengesini kökünden değiştiren kritik bir dönüm noktasıdır. Güney İtalya’daki zayıflayan Hellen koloni kenti Taras’ın (latince Tarentum), Roma’nın Güney İtalya üzerindeki nüfuzunu genişletmesinden kaygılanarak Epeiros (Epir) Kralı Pyrrhos’tan askeri yardım istemesiyle başlayan bu çatışma zinciri, dönemin en gözde askeri taktiklerinin çatışmasına sahne olmuştur.

III. Aleksandros’un (Büyük İskender) annesi Olympias'ın yeğeni olan ve yaşadığı dönemin en yetenekli komutanları arasında gösterilen Epeiros Kralı Pyrrhos, İtalya topraklarına adım attığında yanında Makedon tarzı kusursuz bir phalanks (falanks) ordusu, seçkin süvariler ve Romalıların o güne kadar savaş meydanında hiç karşılaşmadığı savaş filleri getirmişti. MÖ 280 yılındaki Herakleia Muharebesi ile MÖ 279 yılındaki Ausculum Muharebesi'nde Romalılar, fillerin yarattığı dehşet ve phalanks düzeninin aşılması güç mızrak duvarı karşısında ağır yenilgiler aldı. Ancak Roma, taktiksel olarak kaybetse de yılmaz insan kaynağı ve tavizsiz direnci sayesinde geri çekilmek yerine taze birliklerle sürekli yeniden toplandı.

Tarihe adını yazdıran "Pyrrhos Zaferi" kavramı da tam olarak bu süreçte doğdu. Ausculum Muharebesi'nin ardından, zafer kazanmış olmasına rağmen en seçkin subaylarını, deneyimli askerlerini ve ordusunun büyük bir kısmını kaybeden Pyrrhos'un, kendisini tebrik eden komutanlarına söylediği aktarılan "Romalılara karşı bir zafer daha kazanırsak tamamen mahvolacağız" sözü, bu çelişkili askeri durumu özetler. Lojistik ve insan gücü bakımından kendi evinden uzakta olan Pyrrhos için her kayıp telafisi imkansız bir darbeyken, Roma kendi topraklarında ordularını hızla yenileyebiliyordu.

İtalya'da yıpranan Pyrrhos, bu kilitlenmeyi kırmak adına yönünü Sicilya’ya çevirdi. O dönemde Sicilya’daki Hellen kent devletleri, adayı kontrolü altına almaya çalışan Kartaca’nın yoğun askeri baskısı altındaydı. Syrakusai kentinin çağrısıyla adaya geçen Pyrrhos, Kartaca kuvvetlerini geri püskürterek geniş bir bölgeyi özgürleştirdi; ancak adadaki Hellen kentlerinin kendi arasındaki anlaşmazlıkları, otoriter yönetimine karşı çıkan huzursuzluklar ve donanma eksikliği nedeniyle aradığı kalıcı insan gücü ile kaynağı temin edemedi. İtalya’da güçlenen Roma tehlikesi yeniden baş gösterince MÖ 275 yılında Beneventum Muharebesi’nde Romalıların karşısına tekrar çıktı.

Beneventum’da Roma, hem savaş filleri üzerindeki stresi meşaleler ve gürültüyle lehlerine kullanmayı öğrenmiş hem de geleneksel katı phalanks yapısına karşı "maniple sistemi" adını verdikleri esnek piyade taktiğini mükemmelleştirmişti. Sert ve dönmesi zor tek bir blok halinde hareket eden Makedon phalanksının aksine Roma ordusu; hastati, principes ve triarii adı verilen, satranç tahtasına benzer boşluklu üç sıra halinde dizilen ve bağımsız hareket edebilen küçük birliklerden oluşuyordu. Bu esnek yapı, engebeli arazide phalanks safında oluşan en ufak yarıklara sızarak uzun mızrakların (sarissa) işlevsiz kaldığı yakın mesafede kılıç dövüşüyle Pyrrhos'un hatlarını çözmeyi başardı. Net bir askeri zafer kazanamayacağını ve ordusunun tükenme noktasına geldiğini gören Epeiros Kralı, İtalya Yarımadası’nı terk ederek Yunanistan’a dönmek zorunda kaldı.

Pyrrhos Savaşları'nın sona ermesiyle birlikte Roma, Güney İtalya’daki tüm Hellen şehir devletlerini egemenliği altına alarak İtalya Yarımadası’nın rakipsiz hakimi haline geldi. Bu zafer, Akdeniz dünyasına Roma’nın artık sadece bölgesel bir güç değil, büyük Helenistik krallıkları ve Kartaca’yı sarsabilecek küresel bir askeri dev olduğunu ilan etti. Taktiksel esneklik ile lojistik direncin, dönemsel askeri dehaya üstün geldiği bu savaşlar dizisi, Antik Çağ askeri tarihinin en öğretici kesitlerinden biri olarak kabul edilir.

Kaynaklar

Appianos. (2022). Roma tarihi: Krallar, İtalya, Samnitler, Keltler, Sicilya ve Adalar (O. Demir, Çev.). Pinhan Yayıncılık.

Boatwright, M. T. - D. J. Gargola, R. J.A. Talbert, N. Lenski. (2022). Romalıların Kısa Tarihi (İ. Kısacık, Çev.). Say Yayınları.

Faulkner, N. (2015). Roma Kartalların İmparatorluğu (Ç. Sümer, Çev.). Yordam Kitap.

Lomas, K. (2022). Demir Çağı'ndan Kartaca Savaşları'na (M.Ö. 1000 - M.Ö. 264) Roma'nın yükselişi (U. C. Ardal, Çev.). Kronik Kitap.

Tekin, O. (2015). Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş. İletişim Yayınları.

8 Eylül 2026 Salı

Kypselos


Korinthos
Apollon Tapınağı, Antik Korinthos.

Eski Yunan dünyasının bilinen ilk tiranı olan Korinthoslu Kypselos, MÖ 7. yüzyılda (yaklaşık MÖ 657-625) aristokratik düzene karşı gerçekleşen büyük bir siyasi dönüşümün simgesi olmuştur. Annesi Korinthos’u zalimce yöneten Bakkhiadai ailesinden gelen Kypselos, soylu sınıfa mensup olmasına rağmen halkın ve yükselen tüccar orta sınıfının desteğini almayı başarmıştır. Doğumuyla ilgili Bakkhiadaiları devireceğine dair anlatılan kehanetler ve bir erzak sandığında (kypsele) saklanarak suikastçılardan kurtarılmasına dair efsaneler, iktidarını meşrulaştırmak için kullandığı güçlü bir propaganda unsuru haline gelmiştir. Askeri bir komutan olarak alçakgönüllü ve yardımsever tutumuyla kitlelerin sevgisini kazanan Kypselos, Delphoi kehanet merkezinin de onayını alarak gerçekleştirdiği bir darbeyle oligarşiyi devirmiş ve yaklaşık otuz iki yıl sürecek tiranlık dönemini başlatmıştır.

İktidara geldikten sonra muhalifi olan aristokratlara karşı sürgün, el koyma ve infaz gibi acımasız yöntemler uygulayan Kypselos, buna karşılık geniş halk kitleleri nezdinde büyük bir itibar ve destek kazanmıştır. Korinthosluların en çok takdir ettiği yöneticilerden biri olarak, diğer tiranların aksine koruma birliği (muhafız) kullanmaya ihtiyaç duymadan hüküm sürmüştür. Aristokrasinin mağdur ettiği alt sınıfları gözeten adımlar atmış, fakir köylülere toprak tahsis etmiş ve toplumsal refahı artıracak düzenlemelere imza atmıştır. Kypselos’un bu halkçı yaklaşımı ve iç barışı sağlamaktaki başarısı, onun yalnızca Korinthos’ta değil, Yunan dünyasının genelinde saygın bir arabulucu ve itibar sahibi bir devlet adamı olarak görülmesini sağlamıştır.

Kypselos’un yönetimi altında Korinthos, Akdeniz’in en önemli ticari ve ekonomik güçlerinden biri haline gelerek altın çağını yaşamıştır. İtalya, Sicilya ve Etrüsk bölgesine yapılan ihracatı geliştirmek amacıyla ticaret rotaları üzerinde Leukas, Ambrakia ve Anaktorion gibi yeni sömürgeler kurulmuş; Korkyra (Korfu) Adası'nın kontrolü yeniden sağlanmıştır. Özellikle renkli bezemeleriyle ünlü ince Korinthos vazolarının üretimi ve ihracatı tavan yapmış, kent sanatsal ve sınai açıdan büyük bir ivme kazanmıştır. MÖ 625 civarında hayatını kaybeden Kypselos, arkasında ekonomik olarak güçlü, kolonileşmiş ve saygın bir kent devleti bırakarak yönetimi oğlu Periandros’a devretmiştir.

Kaynaklar

Herodotos. (2016). Tarih (M. Ökmen, Çev.). Türkiye İş Bankası Yayınları.

Kaya, M. (2016). Ege ve Eski Yunan Tarihi I: Tarih Öncesi Çağlardan Klasik Çağa Kadar. Bilge Kültür Sanat Yayınları.

Martin, T. R. (2014). Eski Yunan Tarihöncesinden Helenistik Çağ’a (Ü. H. Yolsal, Çev.). Say Yayınları.

Sacks, D. (1995). Encyclopedia of the Ancient Greek World. Facts On File.

11 Ağustos 2026 Salı

Senatus


Cicero, Catilina'yı Senato'da suçluyor, Cesare Maccari, 1889.

Roma Senatus'u, Krallık döneminden Doğu Roma’nın geç evrelerine kadar yaklaşık bin altı yüz yıllık uzun bir süreçte varlığını korumuş; Roma’nın küçük bir kentten üç kıtaya yayılan büyük bir imparatorluğa dönüşümünde ve ardından geçirdiği idari değişimlerde en kritik kurumsal unsur olmuştur.

Krallıktan Cumhuriyete Senatus'un Kurumsallaşması

Senatus’un kökeni, geleneksel anlatıya göre Roma'nın kurucusu olarak kabul edilen Kral (Rex) Romulus’un Danışma Meclisi olarak seçtiği 100 yaşlıya (patres) dayanır. Krallık ve Erken Cumhuriyet döneminde kralların ve consul'lerin geçici danışma kurulu olan bu yapı, ilk başlarda patres (soylular) ve sonradan listeye eklenen (conscripti) ayrımıyla biçimlenmiş; böylece pleb seçkinlerinin de meclise katılımı sağlanmıştır. MÖ 4. yüzyılın sonlarında çıkarılan Lex Ovinia (Ovinia Kanunu) ile birlikte üyeliğin censor'ler (censores) tarafından ömür boyu kalıcı hâle getirilmesi ve eski devlet adamlarının (ex-magistratus) otomatik kayıt hakkı kazanması, Senatus’u devletin tek sürekli ve tecrübeli kurumsal organı hâline getirmiştir.

Olgunluk Çağında (MÖ 3. ve 2. yüzyıl) Senatus'un Yapısı ve Yetkileri

Cumhuriyet’in olgunluk çağında Senatus, yaklaşık 300 zengin ve soylu aristokrattan oluşmaktaydı. Toplantılar princeps senatus (en kıdemli soylu eski censor) sırasıyla başlatılır, alınan kararlar senatus consultum adı verilen kararnamelere dönüşürdü. Senatus; devlet hazinesini (aerarium), dinî yaşamı, ordu birliklerinin tahsisini, dış politikayı ve eyalet idaresini (provincia) kontrol ederdi. Kriz dönemlerinde ise yargı ve kanun üstü yetkiler tanıyan senatus consultum ultimum (olağanüstü hâl kararnamesi) çıkararak cumhuriyeti koruma iddiasında bulunurdu.

Sulla ve Iulius Caesar dönemindeki Reformlar (MÖ 1. yüzyıl)

Lucius Cornelius Sulla üye sayısını 300'den 600'e çıkardı (MÖ 81). Senatus'a giriş doğrudan quaestor'luk görevini ifa etmeye bağlandı ve yıllık quaestor sayısı 20'ye yükseltildi. Iulius Caesar ise üye sayısını 900'e çıkardı (MÖ 45). Eyalet mensupları ve kendi destekçileri meclise dâhil edilerek geleneksel aristokrasi seyreltildi.

Principatus ve Dominatus: İmparatorluk Vesayeti Dönemi

MÖ 1. yüzyıldaki iç savaşlar ve Lucius Cornelius Sulla ile Iulius Caesar’ın müdahaleleri sonrası, ilk imparator Augustus (Princeps) meclisi temizleyerek üye sayısını tekrar 600’e düşürdü ve üyelik için 1.000.000 sestertius miktarında yüksek bir mülkiyet şartı (census) getirdi. Augustus, cumhuriyet vitrinini korumak adına Senatus’a aerarium, bakır sikke basımı (moneta) ve Senatus eyaletlerinin yönetimi gibi alanları bıraktı; adlectio (doğrudan senatör atama) ve censor'luk yetkileriyle meclisi tamamen kendi kontrolüne aldı.

  • Kademeli Yetersizleşme: Zamanla aerarium’un yerini fiscus (imparatorluk hazinesi) aldı. İki yüzyıl içinde Roma dışı eyalet mensuplarının (Gallia Narbonensis, Hispania, Kuzey Afrika ve Doğu eyaletleri) dâhil olmasıyla senatör sınıfı homojen yapısını kaybetti.

  • Yargı Yetkisi: Meclis, halk meclislerinin (comitia) işlevsizleşmesiyle vatana ihanet ve kamu davalarında bir yargı organına dönüştü. Hadrianus sonrasında senatus consulta mutlak kanun gücü kazandıysa da, bu karar almalar tamamen sarayın iradesini onaylamaktan ibaretti.

Geç İmparatorluk, Bölünme ve Kurumun Sonu

Üçüncü yüzyıl krizleri ve imparator Gallienus ile Diocletianus’un reformları, senatörlerin askerî ve idari görevlerden el çekmesine, komutanlıkların equites (süvariler) sınıfına devredilmesine yol açtı. Dördüncü yüzyılda I. Constantinus, equites ile ordo senatorius (senatör sınıfı) sınıflarını birleştirerek üye sayısını 2.000’e çıkardı. MS 359 yılında Constantinopolis Senatus’unun kurulmasıyla Roma Senatus’u yalnızca İtalya ve şehir idaresiyle (praefectus urbi) sınırlı yerel bir soylular kulübüne dönüştü.

Batı Roma İmparatorluğu’nun MS 476’da Odoacer tarafından yıkılmasından sonra bile Cermen kralları (Odoacer ve Ostrogoth'lar) kendi yönetimlerine meşruiyet sağlamak adına Roma Senatus’unu yaşatmaya devam ettiler. Roma Senatus’u kaynaklarda en son MS 603 yılında anılırken, Doğu Roma (Constantinopolis) Senatus’u varlığını 9. yüzyıla kadar bürokratik bir tören meclisi olarak sürdürmüştür.

Kaynaklar

Bunson, M. (2002). Encyclopedia of the Roman Empire. Facts On File.

Hornblower, S., & Spawforth, A. (1999). The Oxford classical dictionary. Oxford University Press.

Livius. Senate.

19 Temmuz 2026 Pazar

Dictator


Sulla
Geç Cumhuriyet Roma'sının en önemli siyasi figürlerinden biri ve MÖ 82-79 yılları dictator'u Lucius Cornelius Sulla'yı tasvir eden mermer büst, Glyptothek Müzesi, Münih.

Roma Cumhuriyeti’nde dictator'luk, günümüzdeki olumsuz anlamının aksine, devletin içine düştüğü askeri veya yerel kriz anlarında yasal olarak başvurulan olağanüstü ve geçici bir en üst magistralık (kamu görevi) makamıydı. Consul'lük veya praetor'luk gibi sürekliliği olan bir görev olmayan bu makam, genelde Senatus’un kararı doğrultusunda consul'lardan biri tarafından atanır ya da özel bir yasayla yetkilendirilirdi. "Magister populi" (halkın efendisi) olarak da bilinen dictator (diktatör), olağanüstü güçlere sahip olmakla birlikte, asli görevi krizi çözüp düzeni yeniden tesis etmek olduğu için normal şartlarda en fazla altı ay görevde kalabiliyordu; hatta çoğu dictator işini bitirir bitirmez bu sürenin dolmasını beklemeden görevinden istifa ediyordu.

Dictator, makamındayken eski Roma krallarının gücünü andıran bir ihtişam ve mutlak yetkiyle donatılırdı. Kendisine, içinde her zaman bir balta barındıran ve mutlak cezalandırma yetkisini simgeleyen fasces (balta bağlanmış değnek demeti) taşıyan 24 lictor (koruma görevlisi) eşlik ederdi. Dictator'un kararları savaş ve barış konularında tek belirleyici olduğu gibi, genellikle tribuni plebis'in vetosu dışında temyize götürülemezdi. Göreve gelir gelmez kendisine "magister equitum" (süvari kuvvetleri komutanı) unvanına sahip, yine geniş yetkilerle donatılmış bir yardımcı atardı. Her ne kadar MÖ 451'de çıkarılan "Duillius Yasası" gibi düzenlemelerle dictator'un kararlarını halkın onayına sunma zorunluluğu getirilerek bu mutlak güç dizginlenmeye çalışılsa da, makamın doğasındaki devasa güç unsuru ilerleyen dönemlerde cumhuriyetin kaderini kökten değiştirdi.

MÖ 3. yüzyılın sonlarına kadar (özellikle İkinci Kartaca Savaşı gibi büyük krizlerde) sıkça kullanılan bu geleneksel dictator'luk, MÖ 2. yüzyılda tamamen terk edildi. Ancak Roma iç savaşların pençesine düştüğünde, hırslı generaller tarafından çok daha kalıcı ve baskıcı bir model olarak yeniden canlandırıldı. Önce Cornelius Sulla, ardından da Iulius Caesar bu makamı fiili egemenliklerine yasal bir kılıf uydurmak ve anayasayı kendi isteklerine göre yeniden şekillendirmek için kullandılar. Caesar’ın en nihayetinde kendisini ömür boyu dictator (dictator perpetuus) ilan etmesi, bu olağanüstü makamın geçici kriz yönetimi karakterini tamamen yok ederek rejimi fiilen bir monarşiye dönüştürdü. Caesar'ın bu aşırı güç birikimi yüzünden suikasta kurban gitmesinin ardından Marcus Antonius, çıkardığı bir yasayla (Lex Antonia) dictator'luk makamını resmi olarak tamamen kaldırdı; ancak bu mutlak gücün ruhu, çok geçmeden Roma İmparatorluğu'nun kurumsallaşan imparatorluk (princeps) yapısında yaşamaya devam etti.

Kaynaklar

Bunson, M. (2002). Encyclopedia of the Roman Empire. Facts On File.

Hornblower, S., & Spawforth, A. (1999). The Oxford classical dictionary. Oxford University Press.

Tekin, O. (2015). Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş. İletişim Yayınları.

16 Haziran 2026 Salı

Miken Uygarlığı


Mykenai
Mykenai'daki Aslanlı Kapı

Bugün Eski Yunan medeniyeti dediğimizde aklımıza ilk olarak beyaz mermer tapınaklar, felsefe okulları ve demokrasinin doğduğu Atina gelir. Ancak bu parlak dönemden çok önce, milattan önce ikinci binyılda, Yunanistan anakarasında tamamen farklı, efsanevi ve savaşçı bir Tunç Çağı uygarlığı hüküm sürüyordu. Bu dünya, Homeros’un İlias (İlyada) destanında "altını bol" diye nitelendirdiği savaşçıların dünyasıydı.

İsimlerin Arkasındaki Tarih: Akhalar ve Mykenai

Tarihçiler bu uygarlığı ve onun insanlarını tanımlarken iki farklı isim kullanırlar: Akhalar ve Mikenler.

MÖ 2000 civarında, tarih sahnesine büyük bir göç dalgası çıktı. Hint-Avrupa kökenli Akhalar, tek bir büyük ordu halinde değil, kabileler halinde yavaş yavaş Yunanistan topraklarına sızdılar. Burada yaşayan sakin bir "çiftçi kültürüyle" yüzyıllar boyunca karıştılar, kaynaştılar ve MÖ 1600'lerden itibaren Geç Helladik dönemin hakim gücü haline geldiler.

Peki, neden onlara aynı zamanda "Miken" diyoruz? Akhalar, Peloponnesos (Mora) Yarımadası başta olmak üzere coğrafyaya dağılmış, birbirine rakip ya da müttefik bağımsız kent devletleri ağıydı. 19. yüzyılda tüccar ve maceraperest Heinrich Schliemann, bu kentlerin en görkemlisi ve güçlüsü olan Mykenai'yı kazdı. İşte modern tarihçiler, bu döneme ve bu ortak kültürü paylaşan halka, ilk kazılan ve en baskın olan bu merkezin adına ithafen kısaca Mikenler demeye başladılar.

Minos Etkisi ve Saray Ekonomisi

Miken kentleri güçlenirken, hemen güneylerindeki Girit adasında parıldayan, dönemin gelişmiş medeniyeti olan Minos (Girit) uygarlığı ile tanıştılar. Bu temas, Mikenlerin kaderini değiştirdi. Giritlilerden lüksü, sanatı, deniz ticaretini ve devlet yönetimini öğrendiler. Hatta kendi dillerini (erken Yunanca) yazabilmek için Girit yazı sistemini modifiye ederek Linear B adını verdiğimiz bir hece yazısı geliştirdiler.

Ancak Miken kentlerini Giritlilerden ayıran devasa bir fark vardı: Savaş tutkusu. Girit sarayları açık, duvarsız ve barışçıl bir havaya sahipken; Mykenai, Tiryns ve Pylos gibi Miken sarayları "Kyklop surları" adı verilen devasa kalelerin içine kurulmuştu. Bu kalelerin merkezinde, ortasında büyük bir ocak bulunan, kralın taht odası yani Megaron yer alıyordu.

Miken dünyasında her kent, Wanaks adı verilen mutlak bir kral ve onun etrafındaki savaş arabalı soylular (aristoi) tarafından yönetiliyordu. Saraydaki katipler, depolardaki zeytinyağı miktarından, kaç tane köle çalıştığına, orduya ait savaş arabalarının tekerleklerinin sağlamlık durumuna kadar her şeyi en ince ayrıntısına kadar kil tabletlere (Linear B) kaydediyordu.

Ege'de Güç Dengeleri ve Troia Savaşı

Miken kentleri kendi aralarında bölünmüş olsalar da dış dünyaya karşı ortak hareket edebilen muazzam bir askeri ve ticari güce sahiptiler. Zamanla o kadar güçlendiler ki kendilerine hocalık eden Girit’i istila edip adanın yönetimini ele geçirdiler. Miken seramikleri Güney İtalya'dan Mısır'a kadar tüm Akdeniz'i sardı.

Dönemin süper gücü olan Hitit İmparatorluğu'nun çivi yazılı yıllıklarında, Anadolu'nun güneybatı kıyılarında etkin bir güç olarak bahsedilen gizemli "Ahhiyava" krallığının, büyük olasılıkla batı kıyılarımıza yerleşen ve Hititlerin "Ahha" dediği bu Akhalı Miken konfederasyonu olduğu düşünülmektedir.

İşte bu dönemde, Akhaların zenginlik ve toprak arzusu onları Anadolu'nun stratejik bir noktasına, Çanakkale Boğazı'nın girişindeki Troia (Truva) kentine yöneltti. Arkeolojik kazılar, Miken dünyasının zirvesinde olduğu MÖ 13. yüzyılda Troia'nın (Troia VIIa tabakası) büyük bir yıkım ve tahribat yaşadığını gösteriyor. Homeros'un İlias destanında Mykenai Kralı Agamemnon liderliğinde toplanan Akha ordularının Troia'ya saldırması, bu bağımsız Miken krallıklarının zengin Önasya ticaret yollarını ele geçirmek için giriştiği o gerçek ve büyük askeri operasyonların mitolojiyle harmanlanmış bir yansımasıydı.

Büyük Çöküş ve Karanlık Çağ

Ancak Troia zaferi gibi büyük askeri başarılar bile yaklaşan sonu durduramadı. MÖ 13. yüzyılın sonlarından itibaren Balkanlar üzerinden yeni kavimlerin baskısı hissedilmeye başlandı. Miken kralları tehlikeyi sezip kalelerinin surlarını ve tahkimatlarını genişletseler de büyük felaketi önleyemediler.

MÖ 1250'lerden itibaren tüm Doğu Akdeniz dünyasını sarsan ve "Ege Göçleri" olarak bilinen muazzam bir karmaşa dönemi başladı. Bu çöküş tek bir nedene bağlı değildi. Kuraklık, kıtlık ve iç isyanlar gibi faktörler, dışarıdan gelen ve Mısır kaynaklarının "Deniz Kavimleri" olarak adlandırdığı yağmacı toplulukların saldırılarıyla birleşti. Miken kentlerinin o hantal, her şeyi saray kaydına bağlayan aşırı merkeziyetçi ekonomik yapısı, uluslararası ticaret ağları kopunca bir iskambil kâğıdı gibi yıkıldı ve MÖ 1150’lere gelindiğinde o meşhur kaleler birer birer yakıldı.

En son darbeyi ise demir silahlara sahip Dorların göçü vurdu. Bronz silahlar kullanan ve savaş arabalarına güvenen Miken aristokrasisi, demir silahlı Dorlar karşısında tutunamadı. Sarayların yıkılmasıyla yazı (Linear B) tamamen unutuldu, ticaret durdu ve Yunanistan yaklaşık 400 yıl sürecek olan Karanlık Çağ’a gömüldü.

Yine de Akhaların soyu tükenmedi; Attika (Atina) gibi bölgelerde yerli halkla karışarak hayatta kaldılar, bir kısmı ise Ege adalarına ve Anadolu kıyılarına kaçarak gelecekteki Klasik Yunan dünyasının tohumlarını ektiler.

Kaynaklar

İplikçioğlu, B. (2007). Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları. Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

Martin, T. R. (2014). Eski Yunan: Tarihöncesinden Helenistik Çağ’a (Ü. H. Yolsal, Çev.). Say Yayınları.

Pomeroy, S. B., Burstein, S. M., Donlan, W., Roberts, J. T., & Tandy, D. W. (2020). Antik Yunan’ın Kısa Tarihi: Siyaset, Toplum ve Kültür (O. Yarlıgaş, Çev.). Alfa Yayınları.

Tekin, O. (2015). Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş. İletişim Yayınları.

2 Haziran 2026 Salı

Lupercalia


Lupercalia, Andrea Camassei, yak. 1635.

Lupercalia, her yıl 15 Şubat'ta Eski Roma'da düzenlenen, köklü ve önemli bir dini festivaldir. Adını Latince kurt anlamına gelen "lupus" kelimesinden alan festival, Roma'nın kurucuları Romulus ve Remus'u emziren efsanevi dişi kurt (lupa) ile bağdaştırılır ve ritüeller kurdun bebekleri beslediği Palatinus Tepesi'ndeki Lupercal mağarasında başlardı. "Luperci" adı verilen rahipler tarafından yönetilen tören, manevi bir temizlenme ve arınma amacını taşıyan Februa ile aile atalarının anıldığı Parentalia festivalleriyle aynı döneme denk gelirdi. Açılışta keçi ve köpek kurban edilir, kurbanın kanı genç rahiplerin alınlarına sürülür ve bu sırada arınmanın bir simgesi olarak rahiplerin gülmesi beklenirdi.

Kurban ritüellerinin ardından rahipler, kesilen keçilerin derilerinden kırbaçlar yaparak şehrin sokaklarında çıplak bir şekilde koşmaya başlarlardı. İlk başlarda bir temizlenme eylemi olan bu koşu, zamanla güçlü bir doğurganlık ritüeline dönüştü; zira bu kırbaçlarla darbe almanın kadınlarda hamileliği kolaylaştırdığına inanılırdı. Tarihin en ünlü Lupercalia'sı, Iulius Caesar'ın suikastından tam bir ay önce, MÖ 44 yılında gerçekleşti. Bu törende Caesar'ın müttefiki Marcus Antonius, sokaklardaki koşunun ardından kürsüde oturan Caesar'a bir krallık tacı sunmuş, Caesar ise halkın kral olmak istediğine dair endişelerini (Eski Roma'da krallık rejiminden nefret ediliyordu) yatıştırmak için bu tacı reddetmişti. Roma kültürünün en köklü geleneklerinden biri olan bu festival, Batı Roma İmparatorluğu'nun yıkılışından sonra bile varlığını sürdürmüş, ancak 5. yüzyılın sonlarında Papa I. Gelasius tarafından tamamen yasaklanmıştır. Yaygın inanışın aksine Sevgililer Günü ile doğrudan bir bağı bulunmayan bu kutlama, antik dünyanın en çarpıcı geleneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir.

Kaynaklar

Ancient Rome Live. Daily Life in Ancient Rome | Lupercalia.

Britannica. Lupercalia | Description, Meaning, Traditions, Date, & Facts.

1 Haziran 2026 Pazartesi

Girit Uygarlığı


Girit Uygarlığı
Knossos Sarayı'nın duvarlarını süsleyen ve bugün Kandiye (Heraklion) Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen meşhur Boğa Dansı freski.

Ege dünyasında yerleşim boyutunu aşıp gerçek anlamda "uygarlık" seviyesine ulaşan ilk merkez Girit Adası'dır. MÖ 3000 ile MÖ 1450 yılları arasında bağımsız ve özgün kimliğiyle altın çağını yaşayan bu medeniyet, Yakın Doğu’nun köklü devlet yapılarını Ege’nin denizci karakteriyle harmanlayarak Batı uygarlığının ilk somut çekirdeğini oluşturmuştur.

Kökenler ve İsmin Hikayesi

Girit’in geçmişi sanılandan çok daha eskidir. Adaya ilk olarak MÖ 7000 – 6000 yıllarında, muhtemelen Anadolu’dan gelen Neolitik dönem çiftçi ve hayvancı topluluklar yerleşmiştir. Hint-Avrupa kökenli olmayan bir dil konuşan bu ilk yerleşimciler, yüzyıllar içinde küçük köylerini kasabalara dönüştürmüş; yerel reislerin zamanla güç kazanmasıyla ada, küçük şehir krallıklarından oluşan bir yapıya bürünmüştür.

Bugün bu topluma yakıştırdığımız "Minos" ismi ise tarihsel bir öz-ad değildir. Knossos Sarayı'nı kazan İngiliz arkeolog Sir Arthur Evans, buradaki karmaşık mimariyi Yunan mitolojisindeki Kral Minos ve onun meşhur labirenti ile özdeşleştirerek bu ismi literatüre kazandırmıştır.

Saraylar Dönemi: Yıkım ve Yeniden Doğuş

Girit Uygarlığı'nın gelişim evreleri, adanın idari ve ekonomik kalbi olan devasa saray komplekslerinin inşası ve yıkım süreçlerine göre iki ana döneme ayrılır:

  • İlk (Eski) Saraylar Dönemi (MÖ 1900 – 1700): Knossos, Phaistos, Mallia ve Zakro gibi merkezlerde ilk saraylar yükseldi. MÖ 1900 sularında inşa edilen ilk Knossos Sarayı, o dönemde birkaç bin kişinin yaşadığı bir şehrin merkeziydi. Ancak MÖ 1700 civarında yaşanan şiddetli bir deprem dalgası (veya olası bir istila) bu sarayları yerle bir etti.

  • İkinci (Yeni) Saraylar Dönemi (MÖ 1700 – 1450): Yıkımın hemen ardından Minoslular, sarayları çok daha büyük ve görkemli ölçeklerde yeniden inşa ettiler. Uygarlığın sanatsal, ekonomik ve siyasi açıdan en parlak dönemi bu evredir. En kalabalık döneminde Knossos'un nüfusu 17 bin kişiye ulaşmıştır.

Yeniden Dağıtımcı Saray Ekonomisi

Minos uygarlığının temel taşı, serbest bir pazar ekonomisinden ziyade "Yeniden Dağıtımcı Ekonomik Sistem" üzerine kuruluydu.

  • Depo Olarak Saray: Saraylar sadece kraliyet ailesinin mülkü değil; devasa depolama alanlarıydı. Taşradan, şahsi çiftliklerden ve sürülerden vergi olarak toplanan tahıl, zeytinyağı ve şarap sarayda depolanırdı. Bu ürünler hem saray bünyesindeki zanaatkârları beslemek için maaş/tayın olarak dağıtılır hem de kıtlık zamanlarında halka güvence sağlardı.

  • Deniz Ticareti Donanması: Saraylardaki ihtiyaç fazlası mallar (çömlekler, dokumalar, işlenmiş ürünler), Akdeniz’in geniş ticaret ağı üzerinden Suriye'deki Ugarit ve Mısır gibi ülkelerle lüks tüketim malları ve metal karşılığında takas edilirdi. Girit şehirlerinin etrafında savunma surlarının olmaması, ada sakinlerinin barış içinde yaşadığını ve denizde güçlü bir donanmaya sahip olduğunu gösterir.

Toplumsal Yapı ve Yazı

Sanat eserlerindeki neşeli ve zarif tasvirlerin aksine, Minos toplumunda yönetici sınıf ile halk arasında muazzam bir uçurum vardı.

  • Çoğunluğu oluşturan sıradan çiftçiler ve zanaatkârlar, küçük kerpiç evlerde mütevazı hayatlar sürerken, emekleri ve vergileriyle azınlıktaki yüksek sınıfın şatafatlı yaşamını finanse ediyordu. Halkın bu katı hiyerarşiyi kabul etmesinin arkasında kıtlığa karşı korunma ihtiyacı ve kralı tanrılar ile halk arasında kutsal bir aracı (tanrı-kral) olarak görmesi yatıyordu.

  • Yazı: Minoslular mali, idari ve ticari kayıtları tutabilmek için zaman içinde gelişen bir yazı sistemi kullanmışlardır. İlk saraylar döneminde Mısır etkisindeki resim yazısını (hiyeroglif) geliştirmişlerdir. İkinci sarayların en gelişmiş olduğu dönemde ise bu resim yazısının yerini, hecelerden oluşan bir çizgi yazısı olan Linear A almıştır. Kil tabletler üzerine tutulan bu muhasebe kayıtları ve envanter listeleri henüz tam olarak çözülememiştir. Eldeki veriler, Minosluların kullandığı bu dilin yerel bir Ege dili olduğunu ve Hint-Avrupa dil grubuna ait olmadığını göstermektedir.

Sanat ve Mimari

Minos sanatı ve mimarisi, teknik açıdan Mısır ve Yakın Doğu’dan çok şey öğrenmiş olsa da kendine has coşkun ve canlı bir üslup geliştirmiştir.

  • Yaklaşık 13 dönümlük bir alana yayılan ve 300'e yakın odası bulunan Knossos Sarayı; ışık bacaları, balkonları, temiz su getiren kanal hatları ve atık su sistemleriyle bir mimari harikasıydı.

  • Duvar fresklerinde, seramiklerde ve heykellerde kadınlar da erkekler de uzun bukleli saçları, takıları, narin ve zarif hatlarıyla betimlenmiştir. Erkekler kısa fistanlar giyerken; kadınlar fırfırlı etekler ve göğüslerini açıkta bırakan dar yeleklerle tasvir edilmiştir.

  • Saray yaşamıyla en çok özdeşleşen dinsel sahne ise genç atletlerin üzerlerine koşan boğaların üzerinden takla atarak atladıkları meşhur boğa sahneleridir.

Doğal Felaket ve Miken İstilası ile Gelen Son

Girit uygarlığının sonunu getiren süreç tek bir günde yaşanmamıştır:

  • Thera Yanardağı Patlaması (MÖ 1600 civarı): Yakınlardaki Thera (Santorini) adasında meydana gelen devasa volkanik patlama, külleriyle Girit tarımına darbe vurmuş, tsunamilerle adanın kuzeyindeki donanmasını zayıflatmıştır. (Bu felaketin yarattığı yıkım, efsanevi Atlantis kıtası anlatılarına da ilham vermiştir).

  • Miken İstilası (MÖ 1450): Doğal felaketle zayıflayan adayı, Yunanistan anakarasından gelen savaşçı Mikenler (Akhalar) istila etti. Knossos dışındaki tüm saraylar yıkıldı. Adadaki yönetim dili değişti; Mikenler, Linear A alfabesini kendi dillerine uydurarak arkaik bir Yunanca formu olan Linear B yazısını başlattılar.

MÖ 13. yüzyılın sonlarında Knossos'un da tamamen terk edilmesiyle Ege'deki kültürel ve siyasi liderlik kesin olarak Girit'ten Yunanistan anakarasına geçmiş, böylece Girit uygarlığı tarih sahnesinden çekilmiştir.

Kaynaklar

İplikçioğlu, B. (2007). Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları. Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

Martin, T. R. (2014). Eski Yunan: Tarihöncesinden Helenistik Çağ’a (Ü. H. Yolsal, Çev.). Say Yayınları.

Pomeroy, S. B., Burstein, S. M., Donlan, W., Roberts, J. T., & Tandy, D. W. (2020). Antik Yunan’ın Kısa Tarihi: Siyaset, Toplum ve Kültür (O. Yarlıgaş, Çev.). Alfa Yayınları.

Tekin, O. (2015). Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş. İletişim Yayınları.

Sultan II. Mehmed'in Portresi

Sultan II. Mehmed'in Portresi, Gentile Bellini, 1480. Osmanlı hükümdarı Sultan II. Mehmed’in (1432-1481) Venedikli ünlü Rönesans ressam...