![]() |
| Mykenai'daki Aslanlı Kapı |
Bugün Eski Yunan medeniyeti dediğimizde aklımıza ilk olarak beyaz mermer tapınaklar, felsefe okulları ve demokrasinin doğduğu Atina gelir. Ancak bu parlak dönemden çok önce, milattan önce ikinci binyılda, Yunanistan anakarasında tamamen farklı, efsanevi ve savaşçı bir Tunç Çağı uygarlığı hüküm sürüyordu. Bu dünya, Homeros’un İlias (İlyada) destanında "altını bol" diye nitelendirdiği savaşçıların dünyasıydı.
İsimlerin Arkasındaki Tarih: Akhalar ve Mykenai
Tarihçiler bu uygarlığı ve onun insanlarını tanımlarken iki farklı isim kullanırlar: Akhalar ve Mikenler.
MÖ 2000 civarında, tarih sahnesine büyük bir göç dalgası çıktı. Hint-Avrupa kökenli Akhalar, tek bir büyük ordu halinde değil, kabileler halinde yavaş yavaş Yunanistan topraklarına sızdılar. Burada yaşayan sakin bir "çiftçi kültürüyle" yüzyıllar boyunca karıştılar, kaynaştılar ve MÖ 1600'lerden itibaren Geç Helladik dönemin hakim gücü haline geldiler.
Peki, neden onlara aynı zamanda "Miken" diyoruz? Akhalar, Peloponnesos (Mora) Yarımadası başta olmak üzere coğrafyaya dağılmış, birbirine rakip ya da müttefik bağımsız kent devletleri ağıydı. 19. yüzyılda tüccar ve maceraperest Heinrich Schliemann, bu kentlerin en görkemlisi ve güçlüsü olan Mykenai'yı kazdı. İşte modern tarihçiler, bu döneme ve bu ortak kültürü paylaşan halka, ilk kazılan ve en baskın olan bu merkezin adına ithafen kısaca Mikenler demeye başladılar.
Minos Etkisi ve Saray Ekonomisi
Miken kentleri güçlenirken, hemen güneylerindeki Girit adasında parıldayan, dönemin en gelişmiş medeniyeti olan Minos (Girit) uygarlığı ile tanıştılar. Bu temas, Mikenlerin kaderini değiştirdi. Giritlilerden lüksü, sanatı, deniz ticaretini ve devlet yönetimini öğrendiler. Hatta kendi dillerini (erken Yunanca) yazabilmek için Girit yazı sistemini modifiye ederek Linear B adını verdiğimiz bir hece yazısı geliştirdiler.
Ancak Miken kentlerini Giritlilerden ayıran devasa bir fark vardı: Savaş tutkusu. Girit sarayları açık, duvarsız ve barışçıl bir havaya sahipken; Mykenai, Tiryns ve Pylos gibi Miken sarayları "Kyklop surları" adı verilen devasa kalelerin içine kurulmuştu. Bu kalelerin merkezinde, ortasında büyük bir ocak bulunan, kralın taht odası yani Megaron yer alıyordu.
Miken dünyasında her kent, Wanaks adı verilen mutlak bir kral ve onun etrafındaki savaş arabalı soylular (aristoi) tarafından yönetiliyordu. Saraydaki katipler, depolardaki zeytinyağı miktarından, kaç tane köle çalıştığına, orduya ait savaş arabalarının tekerleklerinin sağlamlık durumuna kadar her şeyi en ince ayrıntısına kadar kil tabletlere (Linear B) kaydediyordu.
Ege'de Güç Dengeleri ve Troia Savaşı
Miken kentleri kendi aralarında bölünmüş olsalar da dış dünyaya karşı ortak hareket edebilen muazzam bir askeri ve ticari güce sahiptiler. Zamanla o kadar güçlendiler ki kendilerine hocalık eden Girit’i istila edip adanın yönetimini ele geçirdiler. Miken seramikleri Güney İtalya'dan Mısır'a kadar tüm Akdeniz'i sardı.
Dönemin süper gücü olan Hitit İmparatorluğu'nun çivi yazılı yıllıklarında, Anadolu'nun güneybatı kıyılarında etkin bir güç olarak bahsedilen gizemli "Ahhiyava" krallığının, büyük olasılıkla batı kıyılarımıza yerleşen ve Hititlerin "Ahha" dediği bu Akhalı Miken konfederasyonu olduğu düşünülmektedir.
İşte bu dönemde, Akhaların zenginlik ve toprak arzusu onları Anadolu'nun stratejik bir noktasına, Çanakkale Boğazı'nın girişindeki Troia (Truva) kentine yöneltti. Arkeolojik kazılar, Miken dünyasının zirvesinde olduğu MÖ 13. yüzyılda Troia'nın (Troia VIIa tabakası) büyük bir yıkım ve tahribat yaşadığını gösteriyor. Homeros'un İlias destanında Mykenai Kralı Agamemnon liderliğinde toplanan Akha ordularının Troia'ya saldırması, bu bağımsız Miken krallıklarının zengin Önasya ticaret yollarını ele geçirmek için giriştiği o gerçek ve büyük askeri operasyonların mitolojiyle harmanlanmış bir yansımasıydı.
Büyük Çöküş ve Karanlık Çağ
Ancak Troia zaferi gibi büyük askeri başarılar bile yaklaşan sonu durduramadı. MÖ 13. yüzyılın sonlarından itibaren Balkanlar üzerinden yeni kavimlerin baskısı hissedilmeye başlandı. Miken kralları tehlikeyi sezip kalelerinin surlarını ve tahkimatlarını genişletseler de büyük felaketi önleyemediler.
MÖ 1250'lerden itibaren tüm Doğu Akdeniz dünyasını sarsan ve "Ege Göçleri" olarak bilinen muazzam bir karmaşa dönemi başladı. Bu çöküş tek bir nedene bağlı değildi. Kuraklık, kıtlık ve iç isyanlar gibi faktörler, dışarıdan gelen ve Mısır kaynaklarının "Deniz Kavimleri" olarak adlandırdığı yağmacı toplulukların saldırılarıyla birleşti. Miken kentlerinin o hantal, her şeyi saray kaydına bağlayan aşırı merkeziyetçi ekonomik yapısı, uluslararası ticaret ağları kopunca bir iskambil kâğıdı gibi yıkıldı ve MÖ 1150’lere gelindiğinde o meşhur kaleler birer birer yakıldı.
En son darbeyi ise demir silahlara sahip Dorların göçü vurdu. Bronz silahlar kullanan ve savaş arabalarına güvenen Miken aristokrasisi, demir silahlı Dorlar karşısında tutunamadı. Sarayların yıkılmasıyla yazı (Linear B) tamamen unutuldu, ticaret durdu ve Yunanistan yaklaşık 400 yıl sürecek olan Karanlık Çağ’a gömüldü.
Yine de Akhaların soyu tükenmedi; Attika (Atina) gibi bölgelerde yerli halkla karışarak hayatta kaldılar, bir kısmı ise Ege adalarına ve Anadolu kıyılarına kaçarak gelecekteki Klasik Yunan dünyasının tohumlarını ektiler.
Kaynaklar
İplikçioğlu, B. (2007). Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları. Arkeoloji ve Sanat Yayınları.
Martin, T. R. (2014). Eski Yunan: Tarihöncesinden Helenistik Çağ’a (Ü. H. Yolsal, Çev.). Say Yayınları.
Pomeroy, S. B., Burstein, S. M., Donlan, W., Roberts, J. T., & Tandy, D. W. (2020). Antik Yunan’ın Kısa Tarihi: Siyaset, Toplum ve Kültür (O. Yarlıgaş, Çev.). Alfa Yayınları.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder