Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Acta Est Fabula

Augustus'un mermer büstü, yaklaşık MÖ 20 - MS 14, Münih Glyptothek Müzesi. Eski Roma’nın ilk imparatoru Augustus’un (MÖ 63 - MS 14) ölmek üzereyken son sözü  " Acta est fabula, plaudite! " (Oyun bitti, alkışlayın!) olmuştur. Bu ifade aslında  bir tiyatro geleneğine dayanır. Roma tiyatrolarında oyun bittiğinde oyuncular, izleyicilerden onay ve alkış almak için sahneden bu sözle çekilirlerdi. Augustus, hayatının son anlarında dostlarına " Sizce yaşam komedisini baştan sona iyi oynadım mı ? (Suetonius II. 99)" diye sorarak, imparatorlukla geçen yıllarını büyük bir sahne performansı gibi gördüğünü hissettirmiştir. Augustus bu sözle ayrıca, imparator olup büyük güç ve ihtişama sahip olunsa bile perde kapandığında imparator ile sıradan bir oyuncu arasında fark kalmadığını; her ikisinin de sahneyi terk etmek zorunda olduğunu ima etmiştir. Tarihçi Suetonius’un kayıtlarına dayanan bu anlatı, Augustus’un ölümü bir trajediden ziyade, perde arkasına çekilme vakti gelmiş bir...
En son yayınlar

Sanatta Kontrapost Duruş

Helenistik bir orijinalin Roma dönemi kopyası olan (MS 2. yüzyıl) ve kontrapost tarzını yansıtan "Üç Güzeller" heykel grubu, fotoğraf: M. Özveren, Louvre Müzesi. Eski Yunan'da MÖ 5. yüzyıla kadar heykel sanatı, Mısır geleneklerinin etkisinde kalan kaskatı ve simetrik bir duruşun etkisindeydi. "Kouros" ve "Kore" adı verilen bu figürler, ağırlığı her iki bacağa eşit dağıtarak tanrısal bir mükemmelliği hedeflese de insanın doğal ve rahat hareket duygusundan yoksundu. MÖ 5. yüzyıl başlarına tarihlenen "Kritios Oğlanı" eseriyle başlayan değişim, heykellerdeki bu durağanlığı yıktı. Ağırlığın tek bir bacağa verilip diğerinin serbest bırakıldığı ve daha sonra "kontrapost" (İtalyanca: contrapposto) adını alan bu tarz, heykellere daha doğal ve canlı bir görünüm kazandırdı. İtalyancada "karşı denge" anlamına gelen kontrapost, vücudun bir kısmındaki gerilimin diğer kısmındaki gevşemeyle dengelenmesi prensibine dayanır. Bu duruşta kalç...

Pandora

Pandora, John William Waterhouse, 1896. Yunan mitolojisinin en çarpıcı figürlerinden biri olan Pandora, tanrıların kralı Zeus’un hazırladığı kurnazca bir intikam planının parçası olarak yaratılmıştır. Titan Prometheus'un tanrılar katından ateşi çalıp insanlığa sunmasına sinirlenen Zeus, insanlığı cezalandırmak için kusursuz bir tuzak hazırlar. Demir ve ateşin tanrısı Hephaistos tarafından topraktan şekillendirilen bu ilk kadına, ddiğer tüm tanrılar da kendi yeteneklerinden birer parça bahşeder. Athena ona el işlerini öğretir; Aphrodite zerafetin yanı sıra onu istek ve arzularla tutuşturur; Hermes ise ruhuna yalanı ve aldatıcı sözleri yerleştirir. İsmi "bütün tanrıların armağanı" anlamına gelen Pandora, böylece büyüleyici ama bir o kadar da tehlikeli bir tuzak olarak yeryüzüne gönderilmeye hazır hale getirilir. Zeus, bu büyüleyici kadını Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a bir hediye olarak gönderir. Prometheus, kardeşini Zeus'tan armağan almaması konusunda daha önce de...

Doryphoros

Doryphoros, Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi, fotoğraf: Paolo Villa, Wikimedia Commons, CC BY 4.0 Eski Yunan heykel sanatının klasik döneme ait en önemli eserlerinden biri olan Doryphoros (Mızrak Taşıyıcı), heykeltıraş Polykleitos tarafından MÖ 450-440 yıllarında ideal insan formunu sergilemek amacıyla tasarlanmıştır. Polykleitos, bu eseri sadece bir görsel sanat ürünü olarak değil, aynı zamanda matematiksel oranların fiziksel güzellikle nasıl uyum sağladığını göstermek için kurgulamıştır. Vücudun her bir parçasının diğeriyle matematiksel bir ahenk içinde olduğu bu sistemde, estetik mükemmeliyet tesadüfe değil, hesaplanmış bir dengeye dayanır. Heykelin en dikkat çekici özelliği, figürün duruşundaki doğal dengeyi ifade eden "kontrapost" (contrapposto) tekniğidir. Bu teknikte, vücudun ağırlığı bir bacağa verilirken diğer bacak serbest bırakılır; bu da kalçaların ve omuzların zıt yönlere eğilmesini sağlayarak heykelin katı formunu kırar ve ona dinamik bir canlılık katar. Kas y...

Milion Taşı

Milion Taşı, fotoğraf: M. Özveren. MS 4. yüzyılda Roma imparatoru I. Konstantinus döneminde (MS 306-337) dikilen Milion (Milyon) Taşı, imparatorluğun dört bir yanına uzanan yolların başlangıcını temsil ediyordu. İstanbul’un başkent olarak inşa edildiği dönemde Roma’daki "Milliarium Aureum"un (Altın Miltaşı) bir benzeri olarak tasarlanan Milion, şehrin ana caddesi olan Mese’nin girişine yerleştirilmiştir. Sultanahmet'in sessiz bir köşesinde yükselen taşın günümüzde sadece küçük bir parçası ayakta kalmıştır. Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı’nın komşusu olan Milion Taşı, bir zamanlar dört yöne açılan görkemli bir kapı (tetrapylon) yapısının parçasıydı. Bugün yanından geçen binlerce insanın fark etmediği bu tarihi eser, aslında İstanbul’un bir zamanlar dünyanın merkezi olduğu gerçeğini hatırlatan kadim bir mirastır.

Bulvarda Akşam

Bulvarda Akşam, Paul Gustav Fischer, 20. yüzyıl başları. Danimarkalı ressam Paul Gustav Fischer (1860-1934), "Bulvarda Akşam" (An Evening Stroll on the Boulevard) adıyla bilinen bu eserinde, Kopenhag'ın 20. yüzyıl başlarındaki canlı ve nostaljik atmosferini ustalıkla yansıtır. Sanatçı, dönemin şehir yaşamının hareketliliğini, parlayan vitrin camları ve ıslak kaldırımlardan süzülen sarı ışıklar ile gökyüzünün derin mavi tonlarını zarif bir şekilde sunar. Tablonun merkezinde yer alan şık giyimli kadın figürleri ve yanlarından geçen erken dönem otomobil, dönemin sosyal yapısını ve teknolojinin getirdiği değişimi vurgulayan estetik birer detaydır. Sanatçının natüralist bir yaklaşımla ele aldığı bu büyüleyici kompozisyon, izleyiciyi sanki o an bulvarda yürüyormuşçasına hikayenin içine çeker. Işık oyunlarının zeminde yarattığı yansımalar ve arka plandaki silüetler, resme romantik bir derinlik katarken aynı zamanda dönemin mimari dokusunu ve ışıltılı yaşamını ölümsüzleştirir. F...

Prometheus

Prometheus insanlığa ateşi getiriyor, ressam Heinrich Füger (1751-1818), 1817. Yunan mitolojisinde Titan Iapetos’un soyundan gelen Prometheus, "öngörü" yetisiyle donatılmış; Atlas, Menoitios ve karşıtı olarak bilinen "beceriksiz" Epimetheus ile kardeş olan bir Titandır. Mitolojik anlatılarda kili suyla yoğurarak ilk insanları şekillendiren yaratıcı figür olarak kabul edilir. İnsanlığın hem var edicisi hem de hamisi olan Prometheus, ölümlüleri korumak adına tanrıların kralı Zeus’u iki kez yanıltmıştır. İlki, kurban paylaşımı sırasında gerçekleşen bir zeka oyunudur. Prometheus kurbanlık bir sığırı ikiye ayırırken; besleyici etleri tiksindirici bir görünümle hayvanın derisinin altına saklamış, değersiz kemikleri ise kalın bir yağ tabakasına sarmıştır. Zeus iştah verici olan yağı seçmesiyle kemiklerle karşılaşmış, böylelikle etli kısımlar ölümlü insanlara kalmıştır. Bu kurnazlığa öfkelenen Zeus, ateşin gücünü yeryüzünden çekerek insanları cezalandırmış; ancak Prometheus...