Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Herakles'in Yılanlarla Mücadesi

Bebek Herakles'in yılanla mücadelesini betimleyen Roma dönemi mermer heykeli (MS 2. yüzyıl), Roma Capitolini Müzesi, Wikimedia Commons, Kamu Malı (Public Domain). Herakles, Zeus ile Alkmene'nin oğludur. Annesi Alkmene, Perseus soyundan olup Mykenai (Miken) kralı Elektryon'un kızıdır. Tanrıların lideri Zeus, Alkmene'nin eşi Amphitryon'un yokluğundan faydalanıp onun kılığına girerek Alkmene ile birlikte olmuş ve bu ilişkiden gücüyle efsanelere konu olan Herakles doğmuştur. Kocasının sadakatsizliğine öfkelenen tanrıça Hera, büyük kıskançlık duyduğu Alkmene'den doğan Herakles'i henüz kundakta bir bebekken öldürmeye çalışmıştır. Herakles, kardeşi İphikles ile birlikte uyuduğu sırada tanrıça korkunç planını uygulamış ve iki tane devasa yılanı bebeklerin uyuduğu odaya göndermiştir. Yılanların sesine uyanan İphikles korkuyla ağlamaya başlamış fakat onun aksine Herakles elleriyle kavradığı yılanları boğarak öldürmüştür. Sesleri duyan Amphitryon kılıcını kaptığı gibi ...
En son yayınlar

Apoxyomenos

Apoxyomenos heykelinin MS 1. yüzyıla ait Roma dönemi mermer kopyası, fotoğraf: Gary Todd, Vatikan Müzeleri, Wikimedia Commons, Kamu Malı (Public Domain). MÖ 330 yılında heykeltıraş Lysippos tarafından yontulan Apoxyomenos, Eski Yunan sanatının Geç Klasik dönemden Helenistik döneme geçişini müjdeleyen en devrimsel eserlerden biri olarak kabul edilir. Eski Yunanca’da kelime anlamı "kazıyıcı" olan bu heykel, alışılagelmiş görkemli zafer sahnelerinin aksine, bir spor müsabakasından yeni çıkmış ve vücuduna sürdüğü yağ ile karışmış kum tabakasını strigilis adı verilen metal bir aletle temizleyen bir atleti tasvir eder.  Lysippos bu eserinde, kendisinden önceki klasik geleneklerin dışına çıkarak heykel sanatına yeni bir soluk getirmiştir. Özellikle figürün başını vücuduna oranla daha küçük tutup bedenini daha ince ve uzun tasarlayarak estetik bir zariflik yakalamıştır. Bu değişiklik sayesinde figürü hantal bir yapıdan kurtarıp ona daha dinamik bir hava katmıştır. Heykelin en dikkat ...

Acta Est Fabula

Augustus'un mermer büstü, yaklaşık MÖ 20 - MS 14, Münih Glyptothek Müzesi. Eski Roma’nın ilk imparatoru Augustus’un (MÖ 63 - MS 14) ölmeden önceki son sözü  " Acta est fabula, plaudite! " (Oyun bitti, alkışlayın!) olmuştur. Bu ifade aslında  bir tiyatro geleneğine dayanır. Roma tiyatrolarında oyun bittiğinde oyuncular, izleyicilerden onay ve alkış almak için sahneden bu sözle çekilirlerdi. Augustus, hayatının son anlarında dostlarına " Sizce yaşam komedisini baştan sona iyi oynadım mı ? (Suetonius II. 99)" diye sorarak, imparatorlukla geçen yıllarını büyük bir sahne performansı gibi gördüğünü dile getirmiştir. Augustus bu sözle ayrıca, imparator olup büyük güç ve ihtişama sahip olunsa bile perde kapandığında imparator ile sıradan bir oyuncu arasında fark kalmadığını; her ikisinin de sahneyi terk etmek zorunda olduğunu ima etmiştir. Tarihçi Suetonius’un kayıtlarına dayanan bu anlatı, Augustus’un ölümü bir trajediden ziyade, perde arkasına çekilme vakti gelmiş bir...

Sanatta Kontrapost Duruş

Helenistik bir orijinalin Roma dönemi kopyası olan (MS 2. yüzyıl) ve kontrapost tarzını yansıtan "Üç Güzeller" heykel grubu, fotoğraf: M. Özveren, Louvre Müzesi. Eski Yunan'da MÖ 5. yüzyıla kadar heykel sanatı, Mısır geleneklerinin etkisinde kalan kaskatı ve simetrik bir duruşun etkisindeydi. "Kouros" ve "Kore" adı verilen bu figürler, ağırlığı her iki bacağa eşit dağıtarak tanrısal bir mükemmelliği hedeflese de insanın doğal ve rahat hareket duygusundan yoksundu. MÖ 5. yüzyıl başlarına tarihlenen "Kritios Oğlanı" eseriyle başlayan değişim, heykellerdeki bu durağanlığı yıktı. Ağırlığın tek bir bacağa verilip diğerinin serbest bırakıldığı ve daha sonra "kontrapost" (İtalyanca: contrapposto) adını alan bu tarz, heykellere daha doğal ve canlı bir görünüm kazandırdı. İtalyancada "karşı denge" anlamına gelen kontrapost, vücudun bir kısmındaki gerilimin diğer kısmındaki gevşemeyle dengelenmesi prensibine dayanır. Bu duruşta kalç...

Pandora

Pandora, John William Waterhouse, 1896. Yunan mitolojisinin en çarpıcı figürlerinden biri olan Pandora, tanrıların kralı Zeus’un hazırladığı kurnazca bir intikam planının parçası olarak yaratılmıştır. Titan Prometheus'un tanrılar katından ateşi çalıp insanlığa sunmasına sinirlenen Zeus, insanlığı cezalandırmak için kusursuz bir tuzak hazırlar. Demir ve ateşin tanrısı Hephaistos tarafından topraktan şekillendirilen bu ilk kadına, ddiğer tüm tanrılar da kendi yeteneklerinden birer parça bahşeder. Athena ona el işlerini öğretir; Aphrodite zerafetin yanı sıra onu istek ve arzularla tutuşturur; Hermes ise ruhuna yalanı ve aldatıcı sözleri yerleştirir. İsmi "bütün tanrıların armağanı" anlamına gelen Pandora, böylece büyüleyici ama bir o kadar da tehlikeli bir tuzak olarak yeryüzüne gönderilmeye hazır hale getirilir. Zeus, bu büyüleyici kadını Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a bir hediye olarak gönderir. Prometheus, kardeşini Zeus'tan armağan almaması konusunda daha önce de...

Doryphoros

Doryphoros, Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi, fotoğraf: Paolo Villa, Wikimedia Commons, CC BY 4.0 Eski Yunan heykel sanatının klasik döneme ait en önemli eserlerinden biri olan Doryphoros (Mızrak Taşıyıcı), heykeltıraş Polykleitos tarafından MÖ 450-440 yıllarında ideal insan formunu sergilemek amacıyla tasarlanmıştır. Polykleitos, bu eseri sadece bir görsel sanat ürünü olarak değil, aynı zamanda matematiksel oranların fiziksel güzellikle nasıl uyum sağladığını göstermek için kurgulamıştır. Vücudun her bir parçasının diğeriyle matematiksel bir ahenk içinde olduğu bu sistemde, estetik mükemmeliyet tesadüfe değil, hesaplanmış bir dengeye dayanır. Heykelin en dikkat çekici özelliği, figürün duruşundaki doğal dengeyi ifade eden "kontrapost" (contrapposto) tekniğidir. Bu teknikte, vücudun ağırlığı bir bacağa verilirken diğer bacak serbest bırakılır; bu da kalçaların ve omuzların zıt yönlere eğilmesini sağlayarak heykelin katı formunu kırar ve ona dinamik bir canlılık katar. Kas y...

Milion Taşı

Milion Taşı, fotoğraf: M. Özveren. MS 4. yüzyılda Roma imparatoru I. Konstantinus döneminde (MS 306-337) dikilen Milion (Milyon) Taşı, imparatorluğun dört bir yanına uzanan yolların başlangıcını temsil ediyordu. İstanbul’un başkent olarak inşa edildiği dönemde Roma’daki "Milliarium Aureum"un (Altın Miltaşı) bir benzeri olarak tasarlanan Milion, şehrin ana caddesi olan Mese’nin girişine yerleştirilmiştir. Sultanahmet'in sessiz bir köşesinde yükselen taşın günümüzde sadece küçük bir parçası ayakta kalmıştır. Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı’nın komşusu olan Milion Taşı, bir zamanlar dört yöne açılan görkemli bir kapı (tetrapylon) yapısının parçasıydı. Bugün yanından geçen binlerce insanın fark etmediği bu tarihi eser, aslında İstanbul’un bir zamanlar dünyanın merkezi olduğu gerçeğini hatırlatan kadim bir mirastır.