Roma Cumhuriyeti’nde dictator'luk, günümüzdeki olumsuz anlamının aksine, devletin içine düştüğü askeri veya yerel kriz anlarında yasal olarak başvurulan olağanüstü ve geçici bir en üst magistralık (kamu görevi) makamıydı. Consul'lük veya praetor'luk gibi sürekliliği olan bir görev olmayan bu makam, genelde Senatus’un kararı doğrultusunda consul'lardan biri tarafından atanır ya da özel bir yasayla yetkilendirilirdi. "Magister populi" (halkın efendisi) olarak da bilinen dictator (diktatör), olağanüstü güçlere sahip olmakla birlikte, asli görevi krizi çözüp düzeni yeniden tesis etmek olduğu için normal şartlarda en fazla altı ay görevde kalabiliyordu; hatta çoğu dictator işini bitirir bitirmez bu sürenin dolmasını beklemeden görevinden istifa ediyordu.
Dictator, makamındayken eski Roma krallarının gücünü andıran bir ihtişam ve mutlak yetkiyle donatılırdı. Kendisine, içinde her zaman bir balta barındıran ve mutlak cezalandırma yetkisini simgeleyen fasces (balta bağlanmış değnek demeti) taşıyan 24 lictor (koruma görevlisi) eşlik ederdi. Dictator'un kararları savaş ve barış konularında tek belirleyici olduğu gibi, genellikle tribuni plebis'in vetosu dışında temyize götürülemezdi. Göreve gelir gelmez kendisine "magister equitum" (süvari kuvvetleri komutanı) unvanına sahip, yine geniş yetkilerle donatılmış bir yardımcı atardı. Her ne kadar MÖ 451'de çıkarılan "Duillius Yasası" gibi düzenlemelerle dictator'un kararlarını halkın onayına sunma zorunluluğu getirilerek bu mutlak güç dizginlenmeye çalışılsa da, makamın doğasındaki devasa güç unsuru ilerleyen dönemlerde cumhuriyetin kaderini kökten değiştirdi.
MÖ 3. yüzyılın sonlarına kadar (özellikle İkinci Kartaca Savaşı gibi büyük krizlerde) sıkça kullanılan bu geleneksel dictator'luk, MÖ 2. yüzyılda tamamen terk edildi. Ancak Roma iç savaşların pençesine düştüğünde, hırslı generaller tarafından çok daha kalıcı ve baskıcı bir model olarak yeniden canlandırıldı. Önce Cornelius Sulla, ardından da Iulius Caesar bu makamı fiili egemenliklerine yasal bir kılıf uydurmak ve anayasayı kendi isteklerine göre yeniden şekillendirmek için kullandılar. Caesar’ın en nihayetinde kendisini ömür boyu dictator (dictator perpetuus) ilan etmesi, bu olağanüstü makamın geçici kriz yönetimi karakterini tamamen yok ederek rejimi fiilen bir monarşiye dönüştürdü. Caesar'ın bu aşırı güç birikimi yüzünden suikasta kurban gitmesinin ardından Marcus Antonius, çıkardığı bir yasayla (Lex Antonia) dictator'luk makamını resmi olarak tamamen kaldırdı; ancak bu mutlak gücün ruhu, çok geçmeden Roma İmparatorluğu'nun kurumsallaşan imparatorluk (princeps) yapısında yaşamaya devam etti.
Kaynaklar
Bunson, M. (2002). Encyclopedia of the Roman Empire. Facts On File.
Hornblower, S., & Spawforth, A. (1999). The Oxford classical dictionary. Oxford University Press.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder